BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

BAKAN ÖMER ÇELİK ADANA’DA

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, memleketi Adana’da Seyhan İlçe Danışma Kurulu toplantısına katıldı.
 
Toplantıda partililerle bir araya gelen Bakan Çelik, AK Parti’nin Türkiye’de demokrasinin teminatı olduğunu belitti.
 
Toplantıda partililere seslenen Bakan Ömer Çelik, şunları söyledi:
 
ALLAH BİZE BÖYLE YOL ARKADAŞLARI VERDİĞİ İÇİN ONA SONSUZ DEFALAR HAMDOLSUN
 
"Çok güzel bir teşkilatın, çok çalışkan mensupları olan bir teşkilatın ilçe danışma kurulunda bana konuşma fırsatı verdiğiniz için, bu şerefi bana bahşettiğiniz için hepinize sevgiler saygılar sunarım. Çok yerde hissediyorum ama Seyhan’da çok özel anlarda daha çok hissediyorum. Seyhan teşkilatıyla özellikle bir araya geldiğimiz zaman bütün teşkilatlarımızda hissettiğim şeyi bazen daha yoğun hissediyorum. O da şu, Başbakanımızın tebriki. Şunu hissediyorum Allah bize böyle yol arkadaşları verdiği için ona sonsuz defalar hamdolsun. Çünkü ben bu sokaklarda büyüdüm, burada yalın ayak yayan çok uzun yollar gittim. Çocukluğum bu sokaklarda şekillendi, gençliğim bu sokaklarda şekillendi. Adana’nın ekmeğini yedim, suyunu içtim. Adanalılık karakteri üzerime sindi ve bu sonsuza kadar devam edecek.
 
Tabi uzun yürüyorsunuz hayatta. Bazı şeyler hafızanızda eskiyor, bazı şeyler hep taze kalıyor. Ama değişmeyen bir şey var, geriye insanın elinde kalan en büyük sermaye dostlarıdır, yol arkadaşlarıdır. Zaman geçtikçe yol arkadaşlarımızın azaldığını, yolda bekleyenlerimizin çoğaldığını, içiniz burkularak birtakım arkadaşlarımızı geride bırakmak zorunda kaldığınızı hissedersiniz. Birtakım siyasi hareketlerin,  toplumsal hareketlerin en büyük sıkıntısı budur. Daha geniş kitleler içine girdikçe daha çok yalnızlaşırsınız. Daha uzun yollar yürüdükçe yol arkadaşlarınızın sayısı azalır.
 
Bunun her halde yeryüzünde tek istisnası AK Parti’de siyaset yapmaktır. Çünkü AK Parti’de siyaset yaptıkça yol arkadaşlarımızın çoğaldığını, daha güzel yol arkadaşlarıyla sayımızın arttığını, hayatımızın zenginleştiğini, kalabalıklara indikçe daha çok dostumuz, kardeşimiz olduğunu siyaset hayatımızın her anında hissettik. Seyhan teşkilatımız çok özel bir teşkilat. Seyhan teşkilatımız Adana’yı taşıyan omurgalardan, sütunlardan, çatılardan bir tanesi ve çok çalışkan bir teşkilat. Benim Seyhan teşkilatıyla ilgili özel bir anım var. 2002 seçimlerine hazırlanırken, ilk siyasi tecrübemizdi ve bütün gün çalışırdık. Akşamları yorulduğumuzda arkadaşlarımızla, burada milletvekili arkadaşlarımızla, il başkanı arkadaşlarımızla belediye başkanı arkadaşlarımızla ta o günlerden bugünlere yürüdüğümüz eski binamızın tam karşısında bir yerde akşam dinlenmek için çay içerdik. 2002’de ilk aktif siyasete atıldığımda her akşam çalışmalarımızın muhasebesini yaptığımızda karşımıza sürekli olarak Seyhan teşkilatımız çıkıyordu. Dolayısıyla benim için siyasete ilk atıldığım yıllarda günün muhasebesini yaptığımızda gördüğüm tek manzara Seyhan teşkilatının mirasıdır.
 
O günden bugüne 11 yıl geçti. Belediye başkanı arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız o günden bugüne aktif siyasette yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız, o günleri hatırlıyorlar. Allah’a şükür ki o gün siyasete yeni atılan insanlar olarak hangi heyecanlara sahipsek, bugün de o heyecanlara sahibiz.
 
O gün, Türkiye’ye söyleyecek sözümüz vardı, on yıl boyunca yeni sözler söyledik. Bugün de Türkiye’nin geleceği için yeni sözler söylemeye hazırız. O gün seçime giderken Türkiye’yi değiştiren bir yola çıktığımızı, Türkiye’nin kaderini değiştireceğimizi, Türkiye’deki köhnemiş siyasi yapıyı ortadan kaldıracağımızı, toplumsal açıdan, toplumun karşılık bulmayan taleplerine cevap vereceğimizi, toplumun siyasetin öznesi haline gelmesi için, toplumdan kopmuş, adına merkez siyaset denilen bu köhne yapının tasfiye edilmesi için yola çıktığımızı sokakta hissettik. Ve biz o günlerde siyaset yaparken şunu görüyorduk, normalde siyasetçinin koşması, vatandaşı motive etmesi, kendi partisine çekmesidir. Fakat biz görüyorduk ki, o günlerde vatandaşımız bizden daha önde koşuyor, bizi motive ediyor ve çoğu kez de bize şunu söylüyor, Seyhan’ın mahallerinde bunu yaşadım, “Bu mahalleye gelmenize gerek yok, biz burayı halledelim, siz gidin diğer mahallelerde çalışın.” Şimdi aradan 11 yıl geçti. Aynı heyecana sahibiz, aynı yeni sözleri bugün de söylemeye hazırız. Toplumu siyasetin daha çok öznesi yapmak için, sivil siyaseti Türkiye’de daha da merkezileştirmek için hep berber koşmaya devam edeceğiz."
 
 
11 YIL BOYUNCA AK PARTİ’Yİ VAR EDEN ŞEY, DEMOKRASİYİ SİYASİ SİSTEMİN MERKEZİNE ALMASIDIR
 
"Demokrasiyi siyasi sistemin merkezine alması sayesine AK Parti toplum siyasetinin merkezine gelmiştir. Bundan 11 yıl önce siyasi sistem ikiye bölünmüştü, “merkez siyaset” ve “çevre siyaset” denilen ikili bir yapı vardı. Merkez siyaset denilen yapı, toplumun geleneksel değerlerine ters, toplumuzun geleneksel değerleriyle çatışan, Türkiye’yi dünyayla daha çok buluşturma iddiasında olan ama Türkiye’yi dünyayla buluşturmak için toplumun değerleriyle kavga eden bir yapı arz etti. Bunun yanı sıra çevre siyaseti denilen yapı ise toplumun geleneksel değerleriyle daha barışık ama toplumu ve Türkiye’yi dünyayla buluşturmak konusunda daha zayıf bir yapı arz ediyordu. Ama AK Parti iktidara gelirken, işte bu yapıyı tasfiye ederek geldi.  Daha doğrusu millet bu yapıyı tasfiye etti ve AK Parti’yi siyasetin merkezine yerleştirdi.
 
O zaman ilk defa Cumhuriyet Tarihinde yepyeni bir yapı ortaya çıktı. AK Parti sayesinde hem toplumun geleneksel değerleriyle barışık hem de Türkiye’yi dünyaya daha çok entegre etme konusundaki iddiası en yükseklerde, Türkiye’yi dünyayla buluşturma konusunda çıtayı en yükseklere koyan bir siyasi yapı ortaya çıktı. Çünkü millet bunu istiyor. Benim değerlerimle buluşmuş, benim değerlerimle barışık olan ama aynı zamanda da dünyada iddia sahibi olan bir siyasi yapı ortaya çıktı. Millet bunu fark ettiği için AK Parti ortaya çıktı. O sebeple dedik ki: bu partiyi siz kurdunuz, sadece tabelamızı biz astık. Şimdi bugün geldiğimiz noktada Türkiye geçmişte terk edilen, canı yakılan, hırpalanan değerleriyle, daha büyük bir özgüvenle, büyük bir barış hukukuyla yeniden buluştu. Ama bunu yaparken Türkiye içine kapanmıyor, Türkiye dünyadan kopmuyor. Türkiye dünyada daha iddialı. Dünyada rekabet etme açısından daha donanımlı bir ülkeyle bugün karşı karşıyayız. Şimdi burada da durmuyoruz.
 
Buradan 2023’e yürümek için kendimize yeni bir zemin, her seçimde tazelenen bir yapı, her seçimde yenilenen sözler ve Türkiye’yi bir sonraki durağa taşımak için daha büyük bir enerjiyi kendimizde buluyoruz.
 
Bu şunun sayesinde oluyor; sizin gibi teşkilatların varlığı, profesyonel siyaset yapan ve sizi temsil eden insanları daha çok koşmaya zorluyor. Sizin toplumun merkezinde siyaseti bu şekilde sahiplenmeniz, Türkiye için yeni sözler söylemektir. Türkiye’nin değişimini daha ileriye taşımak konusunda bize daha büyük enerji veriyor. Dolayısıyla her zaman söylediğim gibi, AK Parti’de siyasetin öznesi bu salonları dolduran insanlarımızdır, kardeşlerimizdir, dostlarımızdır. Özne olarak önce onlar gelir, ondan sonra siyaset yapan insanlar gelir."
 
 
TÜRKİYE ARTIK GÜNDEMİNİ DEMOKRATİKLEŞME PAKETLERİYLE, EKONOMİDE KIRILAN REKORLARLA, DÜNYADA YEPYENİ ORGANİZASYONLARLA VE YEPYENİ HEDEFLERE ADAY OLMASIYLA DUYURAN BİR ÜLKE OLMUŞTUR
 
"Tam Türkiye’nin ortasından bir çizgi çekin ve Türkiye’nin yukarısına bakın. Türkiye’nin yukarısında Avrupa gibi ülkelerde ağır bir ekonomik kriz var. Demokrasisi, ekonomisi gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan bu kriz çerçevesinde bakıldığında, Türkiye yukarısında ortaya çıkan bu ekonomik kriz karşısında tam bir cazibe merkezi olacaktır. O tam ortadan çektiğimiz çizginin altına bakın, Arap dünyasındaki demokrasi krizleriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Türkiye giderek gelişen demokrasi, giderek ilerleyen demokratikleşme hamleleriyle demokrasi açısından da bir cazibe merkezi olarak ortaya çıkıyor.
 
Bundan 11 yıl öncesini hatırlayın, 11 yıl öncesi ve daha öncesinde Türkiye her ay, her hafta, siyasete yapılan olağanüstü müdahaleyle gündemi oluşan bir ülke durumdaydı. Sürekli olarak siyasete ya askeri bürokrasiden ya da sivil bürokrasiden bir müdahale olurdu, siyaset ve toplum hayatı altüst olurdu. İki tane siyasi beyanatla Türkiye’nin insanları ceplerindeki kazançlarını kaybederler, bir gecede faizler fırlar ve fakirleşirlerdi. Şimdi bakın, Türkiye aydan aya siyasi krizlerle yoğurulan, siyasi krizler çerçevesinde enerjisi tüketilen, hırpalanan, örselenen, ötekileştirilen, rencide edilen bir ülke olmaktan çıkmıştır. Türkiye artık gündemini demokratikleşme paketleriyle, ekonomide kırılan rekorlarla, dünyada yepyeni organizasyonlara, yepyeni hedeflere aday olmasıyla duyulan bir ülke olmuştur.
 
Bir toplumun siyasi ya da ekonomik krizlerle gündeminin oluşmasıyla, bir toplumun demokratikleşme ve ekonomik gelişmeyle gündeminin oluşması arasında yer ile gök, siyah ile beyaz kadar fark vardır."
 
 
11 YILLIK DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ AK PARTİ AÇISINDAN BELLİ BİR ETNİK GRUBA YÖNELİK BİR SÜREÇ DEĞİLDİR
 
"Bugün yeni demokratikleşme paketinin açıklanmasıyla ilgili tartışmaları izliyorsunuz. Aslında AK Partililer açısından bu tartışmalar garipsenmesi gereken tartışmalar. Çünkü 11 yıldır AK Parti’nin gündeminden hiç demokrasi düşmedi ki, demokratikleşme paketi olağanüstü bir şeymiş gibi karşılansın. 11 yıl boyunca AK Parti sürekli olarak kendisini demokrasi, daha çok, daha fazla ve ileri demokrasiyle tanımladı. Şimdi çeşitli yorumlar görüyorsunuz gazetelerde ve televizyonlarda deniyor ki: “şu düzenleme yapılacak, bu düzenleme yapılmazsa paket eksik kalır.”
 
Hâlbuki AK Parti açısından baktığımızda 11 yıllık demokratikleşme süreci, AK Parti açısından belli bir etnik gruba yönelik bir süreç değildir.  Türkiye’nin belli bir bölgesine dönük bir süreç de değildir. Türkiye’de belli bir dini gruba yönelik bir süreç de değildir. Demokratikleşme AK Parti açısından bir Türkiye projesidir. Nasıl ki güneş ışınları herkesin üzerine eşit düşüyorsa, güneş ışınları herkesi ısıtıyorsa AK Partinin demokratikleşme vizyonu da tıpkı bunun gibi. Türkiye’deki bütün etnik gruplara, bütün ekonomik ve sosyal gruplara, bütün dini gruplara dokunan, onların hayatında iyileştirme yapan, onların toplumsal yaşamın öznesi olması konusunda siyasal sistemi derinleştiren, güçlendiren bir program olarak ortaya çıktı."
 
 
RADİKALİZM TAKDİM EDEN BİR PAKET DEMOKRASİ İDDİASINI KAYBEDER
 
"Meselelere sadece belli bir etnik kimlik siyasetinden bakanlar o etnik kimlikle ilgili bir radikalizm üretiyorlar, sonra o radikalizmin takdir edilmemesi durumunda demokratikleşme paketinin eksik kalacağını söylüyorlar. Zaten herhangi bir radikalizmi takdim eden bir paket demokratikleşme paketi olmaktan çıkar. Radikalizm takdim eden bir paket demokrasi iddiasını kaybeder. Ya da herhangi bir din, sosyal grubun, bir ekonomik çıkar grubunun zaviyesinden bakanlar bu demokratikleşme paketinde “şunlar olmazsa bu paket eksik kalır” diyorlar.
 
Hâlbuki onlar Türkiye’yi tek bir kimlik içerisinde tanımlıyorlar, Türkiye’nin bütün bir demokratikleşme sürecini tek bir kimliğin içerisine sığdırmaya çalışıyorlar, o kimliğin içerisinde Türkiye’yi boğmaya çalışıyorlar, ondan sonra da demokratikleşme paketlerinin onların tek tipçi kimlik paketlerinin gereklerini karşılamasını istiyorlar. İşte tam da mesele burada.
 
Örneğin bir siyasetçi ortaya çıkmış şunu söylüyor, “Ben AK Parti demokratikleşme paketleriyle Türkiye’ye demokrasi geleceğini zannetmiyorum.” Hâlbuki bu tür siyasetçiler 11 yıl evvel kendi etnik gruplarının isimlerinin yasaklandığı dönemleri gördüler, kendi anadillerinin yasaklandığı dönemi gördüler, kültürel kimliklerinin birtakım jitemlerle, gerilla gruplarıyla, illegal gruplarla nasıl biçildiğini gördüler. Türkiye bu acı tecrübeleri yaşadı. Türkiye’de hemen her etnik gurubun, etnik kimliğin, dini grubun yaşadığı acı tecrübeler…"
 
 
AK PARTİ DEMOKRATİK SİSTEM İÇERİSİNDE, KİM KİMLİK SİYASETİ YAPARSA YAPSIN ONA SAYGI DUYAR
 
"11 yıl içerisinde asimilasyon politikaları kaldırıldı, ret, inkâr politikaları kaldırıldı ve bugün kimlikler özgür bir şekilde kendisini ifade edebiliyor.  Birisi çıkıp da şunu söylüyorsa” Ben AK Parti’nin demokratikleşme paketleriyle Türkiye’ye demokrasi geleceğine inanmıyorum” diyorsa o zaman sormak gerekir, 11yıl önce etnik grubunuzun adı yasakken, anadilinizde konuşmanız yasakken, kimliğiniz üzerinde ret, inkâr ve asimilasyon politikaları ağır bir darbe olarak dururken Türkiye’de demokrasi vardı da şimdi mi yok? Tam tersine, ama temel mesele şudur, AK Parti demokratik sistem içerisinde, kim kimlik siyaseti yaparsa yapsın ona saygı duyar. Biz AK Parti olarak kimlik siyasetine karşıyız. Türkiye’nin, kimlikler üzerinden radikalleştirilen, kimlikler üzerinden oluşturulan, kimliklerin birbiriyle çatıştığı ya da kimliklerin birer kült hailine dönüşerek birtakım parçalı yapılar halinde birbiriyle ilişkilendirildiği bir yapıyı hiçbir şekilde arzu etmeyiz. Ama birisi kendi kimliğiyle ilgili demokratikleşme paketinde bir şeyler görmek istiyorsa bunu Türkiye’nin yerel demokratikleşmesi çerçevesinde görecektir. Sadece belli bir kimliği tatmin eden bir paket hiçbir zaman demokratikleşme paketi olmaz. O sebeple AK Parti ne kimliklerin yasaklanmasından yanadır ne de kimliklerin radikalleşmesinden yanadır.
 
Biz her kimliğin özgür olmasını istiyoruz ama kimliklerin yasaklanmasına ne kadar karşıysak, kimlik radikalizmine de o kadar karşıyız. O sebeple demokratikleşme paketini düşünürken herkesin şunu düşünmesi lazım, Başbakanımız 30 Eylül’de açıkladığında da görülecektir ki buradaki perspektif bir Türkiye perspektifidir. Herhangi bir bölgenin perspektifi değildir, herhangi bir etnik, dini grubun, bir ekonomik veya sosyal grubun perspektifi değildir, bu bir Türkiye perspektifidir. Türkiye’deki sorumlu tüm gruplarındır. Kamusal alanda yeterince derinleşemeyen, kamusal alanda kendisine yeterince yer bulamayan bütün kimlik gruplarının, bütün basın gruplarının, sivil grupların kendi taleplerinin karşılandığı bir pakettir, Türkiye’nin önüne koyulacaktır. Üstelik demokratikleşme başı sonu belli olan tek bir paket de değildir. Çeşitli paketlerle ifade ediliyor ama demokratikleşme devletin, toplumun talepleri doğrultusunda dönüşüm süreciyle ucu açık bir süreçtir."
 
 
AK PARTİ’NİN ORTAYA ÇIKIŞI TÜRKİYE’Yİ GÜVENLİKÇİ BİR PERSPEKTİFTEN ÇIKARIP DEMOKRATİKLEŞME PERSPEKTİFİNE YÖNLENDİRME ŞEKLİNDE OLMUŞTUR
 
"AK Parti kurulduğu dönemlerde meşhur 11 Eylül olayları olmuştu. 11 Eylül olayları olduktan sonra bütün bir dünya “güvenlik mi, demokrasi mi?” tartışmasında, gelişmiş demokrasiler güvenlik eksenine doğru kaydılar ve demokrasiden taviz verdiler. O zamanlar önleyici müdahale doktrini gibi demokrasiden taviz veren, demokrasiyi kısırlaştıran birtakım doktrinler ortaya çıktı. Adına önleyici müdahale dediler. Ama çok enteresandır, dünyanın güvenlik-demokrasi denkleminde güvenliğe doğru kaydığı o dönemde AK Parti’nin ortaya çıkışıysa Türkiye’yi güvenlikçi bir perspektiften çıkarıp demokratikleşme perspektifine yönlendirme şeklinde olmuştur. Bütün dünya demokrasiden taviz verirken, demokrasiyi eksiltirken, kısırlaştırırken AK Parti sayesinde Türkiye demokrasinin eksiklerini gidermiş, demokrasisini güçlendirmiş, sivil siyaseti merkeze alan bir yapı ortaya çıkarmıştır.
 
Bugün geldiğimiz noktada yeniden AK Parti’nin duruşunun ne kadar kıymetli olduğunu gösteren yeni gelişmeler yaşanıyor.
 
Bakın Doğu Avrupa’da Berlin Duvarı yıkılırken ve demokratikleşme süreci başlarken aynı hareketlilikler İslam dünyasının çeşitli yerlerinde ve Arap dünyasında da vardı. Ama o zaman Doğu Avrupa’daki demokratikleşme çabalarına destek verenler İslam dünyasındaki, Arap dünyasındaki demokratikleşme çabalarına destek vermediler. Oraya layık görülen demokrasi buraya layık görülmedi. Aradan bu kadar zaman geçti, sosyal medya gelişti, Türkiye’deki AK Parti modeli pek çok ülkedeki yeni sosyal sınıflara, gençlik hareketlerine ilham oldu. Yeniden bu demokratikleşme dalgası bölgemizde yükselmeye başladı.
 
Biz o zaman şunu söyledik: “Halkların iradesi neyi gerektiriyorsa, demokratikleşme neyi gerektiriyorsa o iktidara gelsin ve hepimiz buna saygı duyalım.” Fakat gelinen noktada şöyle bir tablo ortaya çıktı ki AK Parti’nin duruşu yeniden bu bakımdan tıpkı o 11 Eylül olaylarından sonra ortaya koyduğu duruş gibi çok kıymetli bir şekilde yeniden görüldü. Yeniden Sykes-Picot anlaşmasıyla kurulan statükonun yıkılacağını görenler, yeniden güvenlikçi bir perspektife döndüler ve demokrasiyle iş başına gelmiş yönetimleri, Mısır’da olduğu gibi darbeyle yıkılmasını meşrulaştıran, birtakım perspektifler ortaya koydular. Ya da bugün Suriye’de olduğu gibi kimyasal silahlardan bahsedenler, kimyasal silahların yok edilmesinden bahsedenler, ki biz kimyasal silahların yok edilmesi meselesini de büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz ve çok doğru buluyoruz. Ama konvansiyonel silahlarla öldürülmüş yüz bin insanın korunması, bu yüz bin insanı öldürülen rejime güçlü bir mesaj verilmesi konusunda pasifist bir tutum içerisine giriyorlar. İşte burada yine dünya tıpkı AK Parti’nin kuruluş zamanlarında olduğu gibi güvenlik demokrasi perspektifinde, dünya güvenliğe doğru savrulurken AK Parti, Türkiye’den demokrasi eksenli bir çıkış yapmıştı. Şimdi yine Mısır’daki darbeye destek vererek ya da Mısır’daki darbeye destek vermenin yanı sıra Suriye’de yüz binden fazla insanın öldürülmesine ses çıkarmayarak, yine güvenlikçi bir perspektifle insan hakları temel değerlerini, temel demokratik değerleri, temel hukuk değerlerini, temel insanlık değerlerini bir kenara bırakanlar karşısında AK Parti yine gür bir şekilde sesini çıkarıyor, bütün dünyaya karşı temel insanlık değerlerini, demokrasi perspektifini, hukuk perspektifin ortaya koyuyor."
 
 
HANGİ İNSAN OLURSA OLSUN SUÇSUZ İNSANI ÖLDÜREN BİZİM DEĞERLERİMİZ TARAFINDAN LANETLENMİŞTİR.
 
"Bölgemizde çok can yakıcı olaylar oluyor. Bakın geçenlerde Peşaver’de bir kiliseye giren bir kişi orada elli kadar Hristiyanın ölmesine yol açan bir katliam gerçekleştirdi. Kerkük’te bir intihar saldırısı gerçekleşti, kırk yedi kişi yaralandı. Hala haberleri devam ediyor, bir Türk kızımızın da hayatını kaybettiği Nairobi’deki saldırıyı içeri girip bizim dinimizce kutsal kabul ettiğimiz sembolleri kullanarak, bunları seslendirerek katliam gerçekleştiren bir grup yaptı. Şimdi burada net bir tavra sahibiz biz. Biz şunu söylüyoruz, hangi insan olursa olsun suçsuz insanı öldüren bizim değerlerimiz tarafından lanetlenmiştir. Hele de dinimizin kutsal kabul ettiği değerleri ve sembolleri kullanarak bu katliamı gerçekleştirmişse birileri bizim açımızdan iki kere lanetlidir. Burada hiçbir şekilde bir mazeret aranması ya da affedici sebep aranması söz konusu olamaz. Bir yere girip de insanları sırf dininden dolayı, sırf Hristiyan, Yahudi ya da Müslüman diye birisi göz göre göre katlediyorsa o lanetlidir.
 
İnsanlık yeni bir cinnet dönemine girmiş gibi gözüküyor, etnisite adına, din adına, mezhep adına bölgemizde ve dünyanın pek çok yerinde pek çok katliam gerçekleşiyor. Ya da Nairobi’de bir alış veriş merkezine girerek günahsız ve masum insanları Müslüman ve Hristiyan diye ayırarak ondan sonra Müslümanları bıraktım Hristiyanları cezalandırdım diye ortaya çıkanların Müslümanlıkla bir ilgisi olamaz."
 
 
AK PARTİ İKTİDARDAKİ DEĞİŞİMDİR. İKTİDARDAKİ DEĞİŞİM PARTİSİDİR.
 
"Biz bu davranışları yapanlardan hem dünyada hem ahirette uzağız. Çünkü temel olan şey insandır. İnsana saygı duymayan, insanın sahip olduğu hiçbir değere saygı duymaz. Adeta Avrupa’nın Ortaçağda yaşadığı bölgemizde yaşanıyor. İnsanlar etnisite adına, mezhep adına, din adına birilerinin hayatına kastedebileceklerini, bunu meşru kabul ettiklerini düşünüyorlar. İşte burada AK Parti’nin daha kurulur kurulmaz ortaya koyduğu bir prensibin bir kere daha ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bölge milliyetçiliğine karşı olmak, din ve ırk milliyetçiliğine karşı olmak. Bu ne demektir, hiç kimsenin sahip olduğu din yüzünden sosyal hayatta, kamusal hayatta bir üstünlüğe sahip kılınmaması ya da bir ötekileştirmeye tabi tutulmaması. Aynı şekilde kimsenin ırkı yüzünden bir üstünlüğe sahip olmaması ya da bir ötekileştirmeye tabi tutulmaması. Bu prensipler 11 yıl önce koyulurken bölgedeki bu gelişmeler görülmüyordu ama prensipleri, ilkeleri doğru koyarsanız, dünyaya ülkeler ve prensipler gözünden bakarsanız o zaman konjonktürün tuzaklarından uzak bir şekilde hakiki bir siyasi duruş sergilersiniz.
 
Benim AK Parti’yi tanımlarken hep söylediğim bir şey var. AK Parti iktidardaki değişimdir. İktidardaki değişim partisidir. Genelde partiler muhalefetten geldiğinde işini savunurlar, iktidara geldikleri zamansa statükoyu savunurlar. Ama AK Parti öyle bir partidir ki iktidarda olduğu dönemde sürekli olarak muhalefet partilerinden çok daha ileriye bir siyasi vizyon ortaya koymuştur. Bugün de AK Parti yeni siyasi değişimlerden bahsederken, siyasi değişimler yoluyla toplumu daha çok özne yapmak isterken, muhalefet partileri AK Parti’nin bu bütünsel vizyonunu, her kesime demokratikleşme öğretmeye çalışan vizyonunu belli bir kimliğe, etnik gruba, dini grubun taleplerine sıkıştırmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bütün bir toplumu kucaklayan bütün toplumsal kesimlerden oy alan, bütün toplumsal kesimlerin rızasını gözeten bir parti olarak AK Parti bugün de Türkiye’nin geleceğini temsil eden yegâne partidir."
 

TÜRKİYE KORKULARI YAYAN VE KORKULARI TANIMLAYAN SİYASİLERİN HEPSİNİ ESKİTTİ
 
"Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi, kuruluş yıl dönümü vesilesiyle maddeler dolusu bir bildiri yayınladı. Şimdi bildiride diyor ki, “Türkiye’nin parlak günleri geçmişte değil gelecekte aranmalıdır.” Ben de bununla ilgili dedim ki, eğer Cumhuriyet Halk Partisi, bu bildirideki hiçbir iddiasına riayet etmese bile sadece buna riayet etsin yani Türkiye’nin parlak günlerini geçmişin statükosunda değil gelecekte arasın; bu Türkiye için başlı başına bir kazanımdır.
 
Türkiye’yi kendi kafalarındaki bir statükonun içinde tutmak, o statükonun sınırları dışına çıkarmamak, orayı bir parti olmaktan çok başka bir organizasyona dönüştürür. Hiçbir şekilde demokratikleşmeyle ilgili Türkiye’nin önüne gelen meseleyi net bir şekilde sahiplenemiyorlar. Sebebi nedir? İşte kendilerinin bildiriye yazdığı o maddenin onları geriye çekmesidir. Yani Türkiye’nin parlak günlerini sürekli geçmişte arama duygusu yüzünden, bugünü baskı altında tutma arayışı ve sürekli olarak geleceği birtakım matematiksel yöntemlerle yaratma arayışı.
 
Bakın bu kadar zaman geçti Türkiye’nin geçmişteki korkularla yüzleşmesi, geçmişteki korkularından arınması konusunda bu kadar uzun mesafe elde ettik. Ne denildi geçmişte?  “Şunları yaparsanız bölünürsünüz, şunları yaparsanız parçalanırsınız. Etrafımızda bize bu kadar komplo kuruluyor, “eğer şunlara dikkat etmezseniz Türkiye’nin başına iş gelir.” Onu en çok da Milliyetçi Hareket Partisi söylerdi.
 
O zaman ne demiştik? Milliyetçi Hareket Partisi’nin sürekli olarak korkuları yaymaktan ve korkuları tanımlamaktan başka bir işi yok mudur? Hem milliyetçiyim diyeceksin hem de kendi toplumuna güvenmeyeceksin. Özgüvenden yoksun bir siyaset yaptınız. Artık 11 yıl geçti. Türkiye “şunları yaparsanız başınıza şunlar gelir” şeklindeki iddiaları ortaya koyan siyasilerin hepsini eskitti, o korkuları eskitti. Fakat maalesef bu tip partiler millete korku pompalamaktan bir türlü vazgeçmediler.
 
Bugün demokratikleşmeyle ilgili olarak BDP, AK Partinin paketleriyle Türkiye’ye demokrasi geleceğine inanmıyoruz diyor. Eğer bugün ret inkâr ve asimilasyon politikaları bittiyse bu AK Parti sayesinde olmuştur. BDP sayesinde olmamıştır. Bugün insanların anadillerini konuşmasının önündeki yasaklar kalkmışsa, insanların kimlikleri üzerindeki baskılar kalkmışsa, insanlar dini ya da etnik hangi kimliğe sahip olursa olsun kimliklerini özgürce geliştirebiliyorlarsa AK Parti sayesinde olmuştur. Dolayısıyla “biz AK Parti’nin demokratikleşme paketleri sayesinde Türkiye’ye demokrasi geleceğine inanmıyoruz” demek aslında milletin bugüne kadar gerçekleştirdiği demokratikleşme hamlelerini görmezlikten gelmek demektir.
 
Bu partilerin hepsi hala Türkiye’yi belli bir kimliğe sıkıştırmaya, tek boyutlu hale getirmeye, Türkiye’yi geçmişte yaşatmaya ya da Türkiye’yi kendi geçmişinden kopartıp soyut bir gelecekle kurgulamaya çalışıyorlar. Ama tüm bu eksikliklerini gideren bir vizyonla ortaya çıkan Türkiye’yi geçmişiyle barışık geleceğine özgüvenle bakan, hem çevresi Türkiye’nin hem merkezini aynı anda siyasi bünyesinde barındıran, Türkiye’nin geleneksel değerleriyle evrensel değerlerini buluşturan siyaset, Türkiye’nin geleceğini temsil eden siyaset, Türkiye’yi geçmişinden koparmayan, geçmişine mahkûm etmeyen ama geçmişiyle barıştıran ve o şekilde geleceğe taşıyan siyaset AK Partide temsil ediliyor.
 
AK Parti sadece bir iktidar partisi değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini temsil eden bir partidir. AK Parti sadece bir siyasi parti değil Türkiye’nin büyük iddialarını, 2023 hedefini onun ötesini temsil eden bir vizyonu var. Türkiye’nin gelecek iddiasını, özgüvenini, büyük Türkiye iddiasına yaklaştıran parti."
 
(26.09.2013)