BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

AVRUPA’NIN EN BÜYÜK SAHNESİ KÜÇÜKÇEKMECE’DE HİZMETE GİRDİ

Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük sahnesine sahip olan 35 bin kapasiteli Arena Mega Kültür Merkezi Küçükçekmece’de hizmete girdi.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı merkezde düzenlenen törene Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, milletvekilleri, üniversiteler, sanatçılar, basın mensupları ve çok sayıda davetli katıldı.
 
Küçükçekmece Belediye Başkanı’nı ülkemize böyle bir tesis kazandırdığı için tebrik eden Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik açılışta yaptığı konuşmada kültür ve sanatın önemine vurgu yaparak, bu kültür merkezinin Küçükçekmece’nin devrimi olduğuna işaret etti.
 
 
KÜLTÜR ALGIMIZ ŞİDDET DEĞİL, BUNUN GİBİ KÜLTÜR MERKEZLERİDİR
 
"Kültür denildiğinde birilerinin aklına silah ve yakıp yıkmak geliyor. Ak Parti’nin aklına ise bu gibi kültür merkezleri geliyor.
 
Devletin başına zaman zaman sıkıntılar, büyük badireler gelebilir. Ama o devleti ve milleti ayakta tutan milli ruh, milli hafıza, milli kültür ayaktaysa mutlak surette o badireyi aşarlar ve ondan sonra da geleceğe güçlü bir biçimde yürürler.  Biz bu gösteri, sanat merkezlerini, öncelikle bu toprakları bize vatan kılan bütün ortak değerlerimizin ve milli kültürümüzün, dünden bugüne ve bugünden yarına nasıl aktarılacağı, işleneceği konusunda özellikle genç kardeşlerimize hizmet veren mekânlar olarak görüyoruz."
 
 
BU KÜLTÜR MERKEZİ KÜÇÜKÇEKMECE’NİN DEVRİMİDİR
 
"Bu kültür merkezlerinde oryantalizmin, oksidentalizmin, her türlü önyargının aşılacağı eğitimin, çeşitli faaliyetlerin verilmesini başlı başına bir devrim olarak görüyoruz. Küçükçekmece’de bugüne kadar yapılanları özetleyen bir tek şey var; Bu bir Küçükçekmece devrimidir ve literatüre girmiştir.”
 
KÜÇÜKÇEKMECE’DEKİ MERKEZ ORTAK DİL, ORTAK DEĞERDİR
 
Küçükçekmece sadece Küçükçekmece’den ibaret değil. Buradaki kültür merkezi bizi dünyadaki bütün kültürel mirasımıza bağlayan Moğalistan’daki Bilge Kaan anıtından Mali’deki Timbuktu’daki yazma eserlere, oradan Bosna’daki Mostar Köprüsü’ne kadar hepsini birbirine bağlayan ortak dilin ve ortak değerlerin adıdır."
 
 
KÜLTÜR OLMADIĞI YERDE SİYASET VE DEMOKRASİ YOKTUR
 
"Demokrasi teorisi üzerine binlerce sayfa yazıldı. Ama bugün Mısır’da darbe ortaya çıktığı zaman demokrasi konusunda susuyorlar. Aslında siyaseten bunun ne anlama geldiğini biliyorlar. Ama kafalarında doğuyu anlamlandıran oryantalist kültürün baskısından, egemenliğinden çıkamadıkları için başka yerlere hak gördükleri demokrasi mücadelesini oraya hak görmüyorlar.
 
Bizim kadim kültürümüzle demokrasiyi birleştiren İslam alimleri bir hafta evvel demokrasiyi korumak adına çok enteresan bir tavır aldılar. Bu karar belki 1400 yıllık İslam dünyası içerisinde bir ilktir.
 
Rabia’tul Adeviyye Meydanı, Adeviyye Camisi’nin bir parçasıdır ve o meydan 10 gün boyunca itilaf alanıdır. Kimse oradan ayrılmasın. Bu bir ibadettir. Bizim kadim kültürümüzle modern demokratik değerlerin birleştirildiği en önemli kararlardan bir tanesidir."
 
 
MİLLİ VE EVRENSEL KÜLTÜRE EŞİT MESAFEDEYİZ
 
"Türkiye olarak bizim sadece dünyadan tercüme edeceğimiz değil, dünyaya söyleyeceğimiz sözler var. Ne milli kültürün içine kapanıp evrensel kültürden kopacağız, ne de evrensel kültüre ait olmak için kendi milli kültürümüze sırt döneceğiz. Biz bir ayağımızı milli kültüre bağlayıp bütün dünyaya söz söyleyebilecek güce ve kudrete sahibiz."
 
 
ECDADIMIZIN EMANETLERİNE SAHİP ÇIKIYORUZ
 
"Başbakanımızla birlikte dünyanın en fakir ikinci ülkesi Nijer’e gittik. Başbakanımızın Nijer’e gelişini milli bayram ilan ettiler. Ama o gün 300 yıl evvel oradaki bir ihtilafı çözmek üzere Osmanlı tarafından gönderilmiş Agadez Sultanının torunu ve Agadez Sultanlığının yetkilileri Başbakanımızı görmek için deve sırtında yol geldiler.
 
Başbakanımız Osmanlı’nın bize olan emanetlerine şunu söyledi; “Derhal talimat veriyorum. Buraya bir yol yapılıyor ve sizi bu eziyetten kurtarıyorum.” Tarih okuyanlarının bile çoğunun bilmediği bir krallık vardır. Patani Krallığı. Patani Krallığı Tayland oluşmadan evvel bir İslam devleti olarak hayatını sürdürüyordu.
 
Bir gün oradaki Thai devleti (Tayland oluşmadan önce oradaki devlet) oradaki Müslümanları Müslümanlıktan arındırmak ve Budist yapmak için Patani Krallığı’ndaki bütün Kuran-ı Kerimlerin yakılması talimatı verdi. Bütün bunların üzerine Patanili alimler bütün bu Kuran-ı Kerimleri toplayarak Malezya’ya taşıdılar. On yıllar boyunca Patani Krallığı’na ait olan yüzyıllık Mushaflar Malezya da korundu. Şimdi bunlar tekrar Patani’ye dönüyor.
 
Bunların çoğu yıpranmış ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu için bunlardan ilk 6 tanesini Türkiye’ye getirdik. Türkiye’de restore ettik ve bugün 5 tanesini Patani Müslümanlarına hediye ettik."
 
 
PATANİ’YE MÜZE SÖZÜ VERDİK
 
Mali’de, Yemen’de el yazması eserler için Türkiye Cumhuriyeti adına, sizin adınıza ne söyleyebiliriz diye Başbakanımıza arz etmiştim. Başbakanımız ise “Biz buradaki eserleri orada korumak üzere Türkiye Cumhuriyeti adına müze yapabiliriz. Bu müze sözünü verebilirsin demişti.” Bugün Patani’de bir müze sözü verdik."
 
(03.08.2013)