BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

SADIK ALBAYRAK’A SAYGI GECESİ

SADIK ALBAYRAK’A SAYGI GECESİ
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü'nce, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen "Sadık Albayrak'ın 50. Yazarlık Yılı Saygı Gecesi"ne katıldı.
 
Gecede konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, "İşte sayın Sadık Albayrak ve içinde bulunduğu nesil, ruhumuzun, dilimizin çalınmasına, bizi millet yapan değerlerin yok edilmesine direnerek, aslında bu milleti ayakta tutan temel dinamiklerin muhafızı olmuştur" dedi.
 
 
TEFEKKÜR İNSANLARINA MİNNETTARIZ
 
"Bugün bizim maalesef geleneğimizde ihmal ettiğimiz ve eksik bıraktığımız artık eksik kalmamasını temenni ettiğimiz bir vazifemizi yerine getiriyoruz. Bugünümüzü borçlu olduğumuz tefekkür adamlarına, kendileri hayattayken minnetimizi gösterme konusunda ihmalkâr bir milletiz. Bugün Sn. Sadık Albayrak’a onun şahsında o nesli temsil eden tefekkür insanlarına minnetimizi göstermek açısından anlamlı bir gece."
 

YENİ NESLİ SELAMLAMA GECESİ
 
"Gecenin 2 anlamı var aslında. Başlangıcı temsil eden neslin bize anlatmaya çalıştıklarını iyi düşündüğümüzde önümüzdeki tablo şudur. Birincisi nereden geldiğimizi, bugüne nasıl ulaştığımızı bize anlatmaya çalıştıkları. İkincisi de bundan sonra yürüyeceğimiz yolla ilgili bize ışık tutmaya çalıştılar. Dolayısıyla bu tip bir gecede, sadece bize bugünkü idrakimizi, irfanımızı bugün sahip olduğumuz hikmeti hediye edenlere bir minnet gecesi olduğundan, ayrıca bugünden bizi geleceğe götürecek yeni nesli de selamlama gecesidir."
 
 
BİZİ MİLLET YAPAN DEĞERLERİN YOK EDİLMESİNE DİRENDİLER
 
"Bir milletin hayatta kalması ya da hayatını kaybetmesi ile ilgili binlerce sayfa yazılmıştır. Ama en veciz ifadeyi Kant söyleşmiştir. Bir milletin dilini ve ruhunu çalarsanız o milletin ayakta kalma imkanı yoktur. Biz bugün 50.yılını kutladığımız bir yazarın, bugüne kadar neler yaşadığına baktığımızda imparatorluğumuz dağılmaya başladığında Kant’ın dediği anlamda hem ruhumuzu çalmaya çalıştılar hem de milletimizin tarihe dönük konuşmasını, dilini çalmaya çalıştılar. İşte Sn. Albayrak ve içinde bulunduğu nesil ruhumuzun çalınmasına, dilimizin çalınmasına bizi millet yapan şeylerin yok edilmesine direnerek bu milleti ayakta tutan dinamiklerin muhafızı olmuş oldular."
 
 
KÜLTÜREL SOYKIRIMLA KARŞI KARŞIYA KALDIK
 
"Önümüze bu çeşitli şekilde geldi ama en örgütlü en güçlü en kuvvetli ve en dayanılmaz şekilde oryantalizm dediğimiz bir olgu olarak geldi. Oryantalizm bizim düşüncelerimizi yaşantılarımızı algılarımızı kendi düşünce süzgecinden geçiren ötekileştiren, zaman zaman aşağılaştıran kültürel soykırım olarak karşımıza geldi.
 
Ama en tehlikesi şuydu; içimizden çıkan bazıları bir oto-oryantlizm üreterek dışarıdan bize yöneltilen bakış açısını içselleştirmeye çalıştılar ve sonunda reddi miras denilen bir kültürel soykırımla karşı karşıya kaldık.
 
Sn. Albayrak buna direnirken bir cümle kurdu. Burada ölmek istemeyen bir mazi ve doğmak isteyen bir gelecek vardı.
 
İşte bu umudun ayakta tutulması 3 şeyle mümkün oldu. Yeni nesillere tarih bilincinin verilmesi, mekân bilincinin verilmesi ve bunun gerisinde millet olmanın temel dinamiklerinin ne olduğuyla ilgili bilincin verilmesi.
 
Tarih bilinci, tarihi sadece yaşanmış bir geçmişten ibaret kılmaya çalışanlara bir direnmeydi. Kuşkusuz yaşanmış olan geçmiştir. Ama geçmişi nasıl algılandığınız tarihi oluşturur. İşte bu belgeselde gördüğümüz gibi o şer’i sicillerin satır aralarına, kelime aralarına girip aranılan şey, önümüze yanlış bir biçimde koyulmuş tarih bilinci karşısında milletin çocuklarının kendi tarihini ve kendi milletlerini yanlış anlamalarına karşı ciddi bir direniş olarak ortaya geldi. İkincisi bu tarih bilinci, bizi biz yapan ben idrakini medeniyet idrakini ve özgüveni ortaya koydu."
 
 
BİZİ BİZ YAPAN MEDENİYET İDRAKİNİN SINIRLARI ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR

"Diğeri ise mekan bilinciydi. 1774’te Kaynarca Antlaşması’ndan beri her meselemizi dışarıya havale ettik, hiçbir meselemizi özgüvenle çözmedik. Son on yıla girinceye kadar, dünya sahnesine “bizimdir” dediğimiz projelerle çıkmadık. Ama Sayın Albayrak ve nesli hep şunun üzerinde durdular: bugün sahip olduğumuz sınırlar bizi biz yapan idrakin sınırları değildir. Evet bunlar coğrafi, siyasal sınırlardır ama bizi biz yapan medeniyet idrakinin sınırları çok daha büyüktür. O sebeple biz öğrendik ki eğer Bosna huzurlu değilse, İstanbul da huzurlu değildir. Beyrut’ta huzur yoksa, Adana’da huzur yoktur. Erzurum Bakü’nün sesine kulak kabartmıştır. Hakkari’nin kulağı sürekli Bağdat’tadır."
 

DEVLETİMİZ, MİLLETİMİZ VE MİLLETİMİZİN GELECEĞİ SADIK ALBAYRAK’A ÇOK ŞEY BORÇLUDUR

"En önemlisi güç bilinci üzerinedir. Tarih boyunca Şimdiki süper güçlerden çok daha büyük, kudretleri şimdikilerin çok daha üstünde olan devletler gelip geçti. Kitabımızda o devletlerin nasıl helak oldukları, nasıl gazaba uğradıkları anlatılır.

Müzeler kudretli kralların, büyük imparatorlukların kalıntılarıyla dolu. Ama bir devleti ve milleti tarihte kalıcı yapan nedir? Bu çok önemli bir soru. Yönetiminin, ordusunun, ekonomisinin ve demokrasisinin güçlü olması önemlidir. Ama bunlar yetmiyor. Çok güçlü ekonomisi, ordusu ve siyasi gücü olan pek çok devlet bugün tarihte yok oldular. Ama Müslüman bir Türk devleti olarak, neredeyse 30 senelik çok kısa bir dilimde yaşamasına rağmen, Çağatay Devleti’ni hepimiz hatırlıyoruz. Eğer Çağatay Devleti sadece Çağatay Devleti olarak kalsaydı, devletler ve milletler tarihi içerisinde çok bir şey ifade etmeyecekti. Ama Ali Şir Nevai sayesinde Çağatay devleti bugün dünya tarihi yazılırken, bu kısa tarihine rağmen, ihmal edilmemesi gereken bir devlettir.

Bir devletin arkasındaki yazılım, idrak ve düşünce o devleti ve milleti kalıcı kılan şeydir. Dolayısıyla Sayın Albayrak ve neslinin ulema üzerindeki çalışmaları, büyük imparatorluğumuzun ve kurduğumuz devletlerin arkasındaki yazılım konusunda, medeniyet idraki ve ben idraki konusunda yeni nesli bilinçlendirmeleriyle, bizim açımızdan bugün siyaset felsefemizin temelini oluşturan çok temel veri ve donanımlara bizi kavuşturmuştur.

Bizim tasavvuf geleneğimizde insana “ibn’ül vakit” derler; “İnsan zamanın çocuğudur”. Bu ifadeler pek çok medeniyette var. Örneğin Hegel de zamanın ruhu diye bir kavramdan bahseder. Fakat bizim geleneğimizde biz zamanın çocuğu olmayı, geçmişe ait yüksek bir bilinçle geleceğe ait bir tasavvurun tam ortasında yaşamak olarak algılarız. Bizim geçmişe ait yüksek bir bilinçle, geleceğe ait bir vizyonun tam ortasında bir yerde, bugün bunları konuşabiliyor olmamız, Sayın Albayrak ve onun neslindeki pek çok çilekeşin, düşünce adamının, her türlü zulme karşı direnmiş kişinin gayretleri sayesinde olmuştur. Devletimiz, milletimiz ve milletimizin geleceği kendilerine çok şey borçludur.

Ben kendisine ve yol arkadaşlarına son olarak şunu söylemek isterim; kendilerinin yazdığı kitaplardaki önsözlerde Cenab-ı Hakk’a yakarışlarına bir karşılık olsun diye, Allah kaleminizi ve kelamınızı Cebrail’e yoldaş ve kendi kelamına yar yapsın inşallah."

(18.04.2013)