BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

BAKAN ÖMER ÇELİK, 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISINDA KONUŞTU

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın Genel Kurul’daki görüşmelerinde yaptığı konuşmada, kültür sanat kurumlarının kapatılması ya da lağvedilmesi gibi bir yaklaşımın Bakanlık vizyonu dışında olduğunu belirterek, “Bahsettiğimiz şey, Türkiye’de devlet-sanat üretimi ilişkisinin yeniden yapılandırılması, devlet-sanat üretimi ilişkisinin çağdaşlaştırılmasıdır.” dedi.
 
Milleti Ayakta Tutan Şey Her Zaman Onun Varoluş Kodlarının Adı Olan Kültürüdür
 
Kuşkusuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, cumhuriyetin temeli kültürdür. Kültür tabii sadece cumhuriyetle birlikte cumhuriyetin korunması, cumhuriyetin kazanımlarının ilerletilmesi manasında da düşünülmemiştir. Milletin geçmişten bugüne bütün varlığının, bütün birikiminin dünden bugüne ve bugünden yarına aktarılması için temel bir zemin olarak algılanmıştır.
 
Milletlerin başından, devletlerin başından bazen acı tecrübeler geçer, bazen zaferler, bazen yenilgiler olur. Fakat milleti ayakta tutan şey her zaman onun varoluş kodlarının adı olan kültürüdür.
 
Tarihin pek çok aşamasında milletlerin başına gelen olaylar neticesinde bir milletin ordusu mağlup olabilir, sahip olduğu bazı toprakları kaybedebilir, sanayisi tahrip edilebilir, ekonomisi çökertilebilir ama tarih içerisinde varlığını ve varoluşunu sürdüren milletler kültürü bir varoluş kodu olarak algılayıp, bunu gelecek nesillere aktarma konusunda yüksek iradeye sahip olan milletlerdir.
 
Nitekim tarihte 100 yıl, 200 yıl, 300 yıl çok daha uzun zaman yaşamış bazı devletlerin bugün adları tarih kitaplarında, siyasi tarih kitaplarında çok kısa anılırken daha önce verdiğim bir örnekte belirttiğim gibi; birkaç on yıl yaşamış Çağatay Devleti kültürün bir devleti tarihe nasıl marka olarak nakşettiğini göstermek bakımından çok önemlidir.
 
 
Normalde birkaç on yıllık bir ömrü olduğu için Çağatay Devleti’nin gerek siyaset tarihinde, gerek toplumsal tarihte hiçbir şekilde büyük ve ağırlıklı bir yere sahip olmaması gerekirdi. Ama bugün siyasi tarih hakkında konuşurken de, tarihin diğer alanlarında konuşurken de Çağatay Devlet’inden bahsetmeden geçemeyiz.
 
Peki, toplamda 30 yılı ömrü geçmeyen bir devlet, niçin bu kadar önemli olmuştur? Sebebi şudur: O devleti güçlü kılan dünya kültür tarihine yaptığı katkıdır. Dünya kültür tarihi açısından Ali Şir Nevai adlı bir düşünür vazgeçilmez bir insandır. Ali Şir Nevai’den bahsetmeden düşünce tarihinden bahsedemezsiniz.
 
Ali Şir Nevai eserlerin Çağatay Türkçesi ile yazdığı için Ali Şir Nevai’nin yüksek entelektüel düzeyi Çağatay Türkçesini dünya kültür tarihine kazımıştır, Çağatay Türkçesinin varlığı da Çağatay Devleti’ni siyasi tarihin o kısa ömrüne rağmen vazgeçilmez bir unsur haline getirmiştir. Dolayısıyla, tek bir mütefekkir  ve o mütefekkirin kullandığı dil, bir devleti çok kısa ömrüne ve o kısa ömür içerisinde kayda değer başarıları olmamasına rağmen, tarihin vazgeçilmez bir unsuru haline getirebilmiştir.
 
2. Dünya Savaşı tarihini, 1. Dünya Savaşı tarihini iyi okuyanlar bilirler, bugün dünyada kültür devleti olarak anılan devletlerin pek çoğunda savaş başlar başlamaz ilk verilen emir, ordulara değil kültür kurumlarına verilmiştir "milli kütüphaneyi koruyun" denilmiştir.
 
Nitekim bizim de siyasi coğrafyamızın çok ötesine geçen, siyasi coğrafyamızın sınırlarını kat ve kat aşan bir kültür coğrafyasına sahip olmamız devletimizin büyüklüğünü, milletimizin derinliğini göstermektedir. Moğolistan’daki Bilge Kağan ve Tonyukuk Anıtları'ndan, Mostar Köprüsü’ne kadar. Mali’deki Timbuktu Yazma Eserler Kütüphanesi'nden, Balkanlar’daki Gül Baba Türbesi’ne kadar.
 
Kültürler arasında ya da ideolojik tercihler arasında kültürel mirasın korunması hususunda hiçbir ayrım gözetilmemesi gerekir.
 
Bu coğrafyanın varlığı, bu büyük kültürel coğrafyanın varlığı bugün siyasi olarak da ekonomik olarak da Türkiye’nin hem bölgesinde hem bölgesinin ötesindeki birtakım olaylara müdahalesinde oradaki halklarla kaynaşmasında, oralarla entegrasyon kurmasında çok önemli bir rol oynamaktadır.
 
Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın genel politika perspektifini biz bu şekilde tanımlıyoruz. Ülkemizdeki hangi kimliğe sahip olursa olsun bütün kimliklerin varlığını sadece somut kültürel mirasın değil, bütün kimliklerin varlığını yani soyut kültürel mirası da, Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Karadeniz’in, Akdeniz’in, Ortadoğu’nun, Balkanlar’ın Türkiye’nin bir İslam ve Avrupa ülkesi olmasının bütün kazanımlarını Kültür Bakanlığı olarak bu ülkenin milli mirası olarak kabul ediyoruz.
 
Bu sebeple kültürler arasında yahut da ideolojik tercihler arasında kültürel mirasın korunması hususunda hiçbir ayrım gözetilmemesi gerekir. Bu ayrım gözetildiği takdirde sadece siyaseten bir eksiklik üretmiş olmayız, milletimizin varoluş kodlarını dünden bugüne ve bugünden geleceğe aktarılacak kodlarını zedeleme konusunda da maalesef yanlış işler yapmış oluruz.
 
O sebeple şunu çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki: Anadolu’nun bütün kültürel mirası, Anadolu’da var olan, geçmişten bugüne var olan bütün kimlikler, bütün kültürel kimlikler, bütün etnik kimlikler, bütün dini kimlikler Kültür Bakanlığı’nın geliştirilmesi yönünde politikasının hedefi olmak, politikasının zemini olmak durumundadır. Burada kültürel bir ayırımcılık yapmak ya da kültürel ideolojik bir oligarşik yaklaşımla bakmak kendi kazanımlarımızdan taviz vermek anlamına gelir.

Kültür Sanat Kurumları Kapatılıyor ya da Kültür Sanat Kurumları Lağvedilecek Gibi Yaklaşım Bizim Vizyonumuzun Dışındadır
 
Bu bağlamda şunların açık bir şekilde belirtilmesi gerekir. Türkiye’nin bundan sonrasına daha iyi ilerleyebilmesi için kültür ve sanat alanında çok yüksek üretimlere imza atması gerekir. Bu yüksek üretimlere imza atılması için şimdiye kadar emek vermiş bundan sonra da emek verecek olan sanatçılarımızın kıymeti konusunda bir tartışma yoktur. Cumhuriyetin daha ilk kurulduğu yıllarda kültür ve sanat kurumlarına verilen destek, cumhuriyeti kuranların büyük vizyonunu göstermektedir. Bugün geldiğimiz nokta da bunların daha da büyütülmesi, bu ülkenin geleceği açısından vazgeçilmez bir durumdur.
'Kültür sanat kurumları kapatılıyor' ya da kültür sanat kurumları lağvedilecek gibi yaklaşım, bizim vizyonumuzun dışındadır. Bahsettiğimiz şey, Türkiye'de devlet sanat üretimi ilişkisi yeniden yapılandırılması ve çağdaşlaştırılmasıdır. Sanatçının memur olduğu, devletin bu kadar kültür ve sanat alanı içinde mali bir güce sahip olduğu kültür sanat ortamı, hiçbir şekilde çoğulcu ve özgürlükçü olmaz.
 
Kültür ve sanat, nihayetinde rekabetle kendisini yükselten ve rekabetle ayakta duran ve rekabetle geleceğe yürüyen alanlardır. Bu alan içerisinde hiçbir ideolojik, oligarşik yaklaşıma, hiçbir ideolojik önceliğe yer verilmemesi gerekir. Bu alan, bir kadrolaşma alanı değildir. Bu alanda, isimler üzerinden siyaset üretilmesi bu ülkeye yapılabilecek en büyük zarar olur. Şunu kabul etmek gerekir: Türkiye'nin yaptığı ve bugün geldiği noktada ürettiği pek çok reforma göre, kültür sanat alanı kısır kalmıştır ve devlet sanat üretimi ilişkisinin yeniden yapılandırılması gerekir. Burası rekabete açılmalıdır, daha yüksek sanatsal performanslarla ve kültürel aktivitelerle evrensel olanla yarışacak bir noktaya gelmelidir.
 
Bakın, pek çok eleştiri getirildi. Size Avrupa Birliği içerisindeki büyük bir kültür devletinin değerlendirme ölçütleriyle ilgili birkaç şey okuyacağım, bizatihi kendi metinlerinden. Örneğin kültür sanat alanındaki kurum ve kuruluşların değerlendirilmesi. Bunun ölçüleri: Sanat sektöründe yenilikçi olması, geniş kitlelere erişebilmesi, ilgili sanat dalında kaliteli hizmet sunulması, finansal yeterlilik ve sürdürülebilirliğe sahip olması, etkin yönetim yapısına sahip olması.
Sanatsal altyapısının değerlendirilmesi:
 
Farklı kültür ve topluluklara yönelik sunum kapasitesi, amatör ve yeni yetişen sanatçıların desteklenmesi, coğrafi yaygınlık, uygun raporlama.
 
 
Tiyatroların Ödeneğinin Kesildiği Külliyen Yanlış Bir Bilgidir

Şimdi, bizim elimizdeki devlet-kültür sanat kurumu ilişkisi, hiçbir şekilde, bugün, kültür devleti olarak dünyada etkinlik gösteren modellere uymamaktadır. Elimizdeki ilişki Sovyetler Birliği'nde bile 1995'te terk edilmiş bir modeldir. Bahsettiğimiz şey şudur: Kültürel alanı genç insanlara, daha çoğulcu bir şekilde ve özgürlükçü bir biçimde açmaktır.
 
Bakın burada da ifade edildi, şu ya da bu sebeple tiyatroların ödeneği kesiliyor diye. Külliyen yanlış bir bilgidir. Anadolu’da şimdiye kadar dışlanmış, fırsat verilmemiş genç tiyatrolara, hiç destek almamış tiyatrolara, sanat kurumlarına verilen destek bu sene yüzde 80 oranında arttırılmıştır.
 

Burası ideolojik bir alan değildir. Bir kuruma destek verdiğiniz zaman 4-5 yıl destek verirsiniz, seyirci desteği oluşturmasını beklersiniz, ayakta kendi kendisine kalmasını beklersiniz. Bu gerçekleşmiyorsa yeni insanlara, genç insanlara fırsat vermek gerekir, onların önünü açmak gerekir.
 
Milli Kütüphaneyi Sık Sık Ziyaret Ederek Bizi Denetlemeye Davet Ediyorum
 
Milli Kütüphane ile ilgili basında pek çok haber çıktı. Milli Kütüphane milli kültürün kalesidir, milli kültürün hafızasıdır. Milli Kütüphane'yi korumak sadece Kültür Bakanlığı’nın işi değildir, bütün bir milletin sorumluluğudur, bütün bir Meclisin sorumluluğudur. Ben burada üzerime düşeni en büyük sorumlulukla yapmaya hazır olduğumu ve bunu devam ettireceğimi, orada envanterde olmayan eserlerin envantere geçirilmesi, korunmayan eserlerin korunması konusunda tam bir kararlılık göstereceğimi yüce Meclisin huzurunda söylüyorum.
 
Ama bunun yapılması konusunda ihmali olan bürokratları görevden aldığım zaman, o zaman arkadaşlarımın buraya çıkıp da, "siz tecrübeli bürokratları görevden aldınız" diye beni eleştirmesi, Milli Kütüphane'deki o aksaklıkların devam ettirilmesine destek vermek anlamına gelir. Ben tam tersine Milli Kütüphane'yi milli kültürün hafızası gördüğüm için, oradaki yeniden yapılandırmaya büyük bir önem veriyorum ve hepinizi, tüm milletvekillerini oranın eski halini görmeye, yeni halini ve yeni yaptıklarımızı denetlemeye ve Milli Kütüphane'yi sık sık ziyaret ederek bizi denetlemeye davet ediyorum.
 
Kamu Kaynağı Kullanılırken Hiçbir Kriterin Olmaması Gibi Bir Ölçü Hiçbir Şekilde Kabul Edilemez
 
Bu sanat kurumlarıyla ilgili ideolojik tercih meselesi dediğim gibi bizim gündemimizde yok.
Ama şunun bilinmesi gerekiyor: Kamuya ait bir kaynağı kullanırken bir ölçü koymak zorundasınız ve koyulan her ölçüye de rölatif diyebilirsiniz. Her kamu parasını kullanan kurum, genel ahlak ölçüsüne dikkat etmek durumundadır. Genel ahlak ölçüsüyle; şimdi ahlak felsefesine girmeyeceğim, etikle ahlak arasındaki farka da girmeyeceğim, ahlaki kriterlere dikkat etmekle ahlakçılık arasındaki farkı herkesin bildiğini varsayarak konuşuyorum.
 
Burada yaptığımız şey, bunun karşısına başka ölçüler koysanız onlara başka eleştiriler gelecektir, bu ilk defa bu sene koyulmuş ve tiyatroya özel koyulmuş da değildir; telif haklarında bu kriter vardır, sinema alanında bu kriter vardır. Kamu parasını kullanan herhangi bir siyasetçi, burada ben olayım, başkası olsun, millete sorumluluk mevkiinde olan birisi bu kaynakların nasıl kullanıldığı konusunda millete hesap vermek durumundadır.
 
Onun dışında birisi bir oyun oynamak istiyor, onun dışında bir alanı tercih etmek istiyor, bu tabii ki onun takdiridir, burada oynayacaktır. Ama burada kamu kaynağı kullanılırken hiçbir kriterin olmaması gibi bir ölçü hiçbir şekilde kabul edilemez, bu doğru da bulunmaz. Yürürlükteki olan pek çok düzenlemede, hem başka alanlardaki düzenlemelerde, hem kültür sanat alanındaki düzenlemelerde bunlar açık bir şekilde vardır.
 
Güneydoğu Anadolu’ya Ve Doğu Anadolu’ya Çok Büyük Bir İlgi Var
 
Çözüm sürecinin getirdiği noktada Güneydoğu Anadolu’ya ve Doğu Anadolu’ya çok büyük bir ilgi vardır. Biz özellikle tur operatörleriyle konuşarak buralara dönük olarak yabancıların turistik ziyaretlerinin artmasını, buraya dönük yatırımların artması konusunda özel bir perspektif geliştiriyoruz. Bu bağlamda özellikle Fırat Havzası Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi, Kuzey Van Gölü Selçuklu Turizm Bölgesi, Doğu Karadeniz Projesi, Çoruh Vadisi Projesi gibi projelere fevkalade önem veriyoruz. Buraya dönük olarak tabii ki kamu kaynakları kısıtlı. Fakat geçenlerde bu işlerin başındaki bir şahısla konuşmamızda kendisine bugün İngiltere’de restorasyon için ne kadar bütçeye ihtiyaç duyduklarını söyledim, sadece kraliyetle ilgili binalar için 50 milyon sterline ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Yani bu dünyanın hiçbir yerinde yetmiyor. Türkiye gibi, Anadolu gibi bir medeniyetler havzası olan bir ülkede de buraya ayrılacak her türlü kaynak kuşkusuz yetersiz hale gelecektir.
 
Arkadaşlarımızın kalelerle ilgili, başka alanlarla ilgili burada ifade ettikleri konular var. O konularla ilgili, kalelerle ilgili ve diğer alanlarla ilgili bunlara genel bir restorasyon projesi değil, ama her birinin kendi kriteri içerisinde değerlendirildiği bir perspektifle yaklaşmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki dönem bunların hem kültürel varlık olarak korunması, ama kültürel varlık olarak korunmasının ötesinde de buraların turizm alanına açılarak insani diplomasi açısından, oradaki hareketliliğin arttırılması açısından da aynı zamanda kültürel varlıklarının dünyaya tanıtılması ve kıymetlendirilmesi bakımından çok önemli olacaktır.
 
Bizim Bakanlık olarak fark ettiğimiz bir husus vardır, o da şudur: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bu çözüm sürecinden sonra yatırım konusunda da çok büyük bir ilgi vardır.
 
Benden Önceki Bakanlar Hangi Makam Odalarını Kullanıyorsa Ben De Onları Kullanıyorum
Bir mesele var, bu meseleye girmek istemiyordum ama maalesef birkaç milletvekili arkadaşımız bunu aylardır dile getiriyor. Ben hakikaten bunu gündemime bile almak istemiyordum, ama burada almak durumunda artık kendimi hissediyorum kayıtlara geçsin diye.
 
Örneğin ikinci Meclis binasında kendime makam odası yaptırdığım şeklinde ve çok sayıda makam odası kullandığım şeklinde. Değerli arkadaşlarım, yüce Meclise arz ederim ki, benden önceki Bakanlar hangi makam odalarını kullanıyorsa ben de onları kullanıyorum.
 
Ama tam tersine kültürel varlığımızı korumak için bir işlem yaptım ve burada tam tersine anlatılıyor, üstelik bu soru önergelerine konu oldu, bu kürsüde dile getirildi.
 
1923 yılında biliyorsunuz ikinci Meclis binası olarak bildiğimiz bina mimar Vedat Tek tarafından yapıldı. 1924-60 yılları arasında İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kullanıldı. Daha sonra orası senato binası olarak kullanıldı. Senatonun lağvedilmesinden sonra Kültür Bakanlığına devredildi. Ben Bakan olduğumda bütün kurumları gezerken orayı da gezdim ve bana gösterdiler: “Burada Atatürk’ün çalışma odası var, burada Atatürk’ün kabul odası var.” Ve orada Atatürk’ün Meclisi bir kapıyı açarak seyrettiği locayı gördüm. O locanın karşısında bir oda var; “Burası neydi?” dedim. Dediler ki, “Burası işte misafirleri geldiği zaman Atatürk buradan Meclisi gösterirdi.”, “Peki burayı kim kullanıyor şu anda?” dedim. Dediler ki, o zamanki Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü. Dedim ki, “Atatürk’ün kabul odasının, Cumhurbaşkanlığı kabul salonun ve İkinci Meclisin direkt açıldığı bir odanın herhangi bir bürokrat ya da siyasetçi tarafından makam odası olarak kullanılmasını ben kabul edemem, burası boşalacak, yeniden düzenlenecek ve devlet büyükleri ve yabancı ziyaretçiler İkinci Meclisi ziyaret ettiği zaman burada ağırlanacak.” dedim.
 
Şimdi oraya sekiz ay boyunca, Bakanlığım müddetimce bir kere uğradım, sadece bu talimatı verdim, bu çalışmalar bitti, çalışmanın sonucu görmek için bile gitmeye vaktim olmadı. Ama şimdi maalesef 3-4 tane arkadaşım benim kurtardığım bu yeri benim makam odası olarak kullandığım şeklinde suçlamada bulunuyorlar ve bununla ilgili soru önergesi veriyorlar.Sizden istirhamım şudur arkadaşlar: Her hangi bir şekilde sızdırılan bilgilerle itham etmeden önce bu konulardaki araştırmayı daha derinlemesine yapmanızı istirham ediyorum.
 
(13.12.2013)
 
  • BAKANCELIK (1)
  • BAKANCELIK (2)
  • BAKANCELIK (3)
  • BAKANCELIK (4)