BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

BAKAN ÇELİK ANTALYA’DA HAT SERGİSİ AÇTI

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Antalya Ahmet Muhtar Kızıltan Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen “Aşk-ı Nebi San'at Olunca” sergisinin açılışını yaptı. 
 
Geçmiş yüzyıllarda hakikate ulaşmak noktasında en büyük sıkıntının bilgiye yeterince ulaşılamaması olduğunu söyleyen Bakan Çelik, bugünkü yüzyılda ise bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasına karşın hakikat ile aradaki perdenin giderek kalınlaştığına, insani değerlerin giderek zayıflayıp cılızlaştığına vurgu yaptı.

 
Suriye’de, Gazze’de, Myanmar’da yaşanan sıkıntılara da değinen Bakan Çelik, günümüzde bir cep telefonuna harcanan para ile buralarda yaşayan ailelerin hayatlarının kurtarılabileceğinin altını çizdi.
 
Bakan Çelik, aklımızın ve ruhumuzun terbiyeye ihtiyaç duyduğu bir ortamda bu sanat merkezlerinin, yüzyılımızda büyük bir boşluk yaşayan insanoğlunun içerisinde bulunduğu durumla baş etmesinin tek yolu olduğuna dikkati çekti.
 
BİLGİYE ULAŞTIKÇA HAKİKATLE ARAMIZDAKİ PERDE KALINLAŞIYOR
 
“İçinde bulunduğumuz çağ bilginin tavan yaptığı bir çağ. Ama bilgi adına eylemin gerektiği gibi ortaya koyulamadığı bir çağ. Herkes bir durum içinde yaşıyor ama bu durumdan çıkıp hayata dönük bir duruş geliştiremiyor.
 
Geçmiş yüzyıllarda insanoğlunun temel problemi bilgiye, hakikate, doğru olanın ne olduğuna ulaşmaktı. Bu kadar zaman içinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insan hakları öğretileri, anayasalar ve pek çok metin ortaya çıktı.
Bugün elimizin altındaki internet sayesinde bilgiye ulaşmayla insan arasında bir problem ya da bir perde yok. Fakat hiç alışık olmadığımız, insanlık tarihi açısından hiç beklemediğimiz bir şeyle karşı karşıya kaldık.
 
Geçmiş yüzyıllarda yazılan metinlerde hep şu ifade ediliyordu; ‘İnsanoğlu bilgiye yeterince ulaşamadığı için hakikate ulaşamıyor. İnsanoğlu bilgiye yeterince ulaşamadığı için hakikat yeryüzünde bir eylem ve duyarlılık ortaya koyamıyordu.’
 
Bugün ise tam tersi bir durum ile karşı karşıyayız. Bilgiye ne kadar çok ulaşırsak hakikat ile aramızdaki perde o kadar kalınlaşıyor. Bilgiye ne kadar çok ulaşırsak sokaktaki bir yetime el uzatmak, dünyanın herhangi bir yerindeki mazlumlara yardım etmek, duyarlılığımızı çoğaltmak, kalpten kalbe konuşmak konusundaki insanoğlunun ortaya koyduğu birikim giderek zayıflıyor ve cılızlaşıyor.”
 
BÜYÜK BİR FACİAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ
 
“Bu bakımdan bugün çok büyük bir facia ile karşı karşıyayız. İnsan kelime anlamında da olduğu gibi ünsiyet içindeki varlıktır. Kendi hakikatini ancak bir başka insanla ünsiyet peydah ederek üretebilir.
 
Bugün ise ulaştığımız teknolojik imkânlar ile bilginin bu kadar yaygınlaşması insanın ünsiyet kabiliyetini yok eden bir yetenek haline dönüştü.
 
İnsanlar giderek bütün bu bilgi karmaşasının, bilgi bombardımanının içerisinde yalnızlaşıyorlar. Geçmişte doğru olanın ne olduğu bilinmediği, temel haklar konusunda insanoğlu yeterli birikime kavuşmadığı için vahşi savaşlar, acımasız katliamlar ortaya çıkıyordu.
 
Bugün bilgi konusunda insanoğlunun temel metinler, temel duyarlılıklar konusunda hiçbir problemi yoktu. Ama gözümüzün önünde bir coğrafyada Suriye’de insanlara açlıktan dolayı kedi köpek yiyebileceklerine dair fetva vermek zorunda kalıyor âlimler ve bütün insanlık bunu seyrediyor. Bölgemiz tam bir cinnet geçiriyor. Mezhep adına etnisite adına katliamlar almış başını gidiyor.”
 
AKLIMIZIN VE RUHUMUZUN TERBİYEYE İHTİYACI VAR
 
“Sadece yeni çıkmış bir cep telefonuna verdiğimiz para ile Myanmar’da onlarca insanın hayatını kurtarabiliriz. Sadece küçük bir teknolojik aleti yenilemek için verilen para ile Gazze’deki bir ailenin 6 aylık rızık ihtiyacını karşılayabilirsiniz.
 
Ama bunları bilmek, bunlar adına eylem üretmek anlamına maalesef bu çağda gelmiyor. Burada eksik olan bir şey var.
 
Eksik olan şu: Akıl hakkında, ruh hakkında yeterli bilgiye sahibiz, ama bu yeterli bilgiyi bir hikmet havzasında değerlendiremiyoruz. Aklımızın ve ruhumuzun terbiyeye ihtiyacı var. Aklımızın ve ruhumuzun teknoloji ile donanmış olmak kadar bir takım değerlerle ziynetlenmesine ihtiyacımız var.
 
İşte bu sanat evleri, bu sanat merkezleri, buralardaki faaliyetler aslında insanoğlunun ihtiyaç duyduğu, bugünkü yüzyılda büyük bir boşluk yaşadığı, bu boşluk yüzünden de facianın içerisine yuvarlandığı bu büyük tehditle baş etmesinin tek yolu. Aklımızı kuvvetlendiriyoruz, bilgimizi doruğa çıkarıyoruz.
 
Ama bilgi hikmet ağacına bağlı değilse, bilgi hikmetle donanmıyorsa, hakikat ile aramızdaki perdeyi kaldırmıyorsa, herhangi bir insana el uzatmamız için üretmemiz gereken eylem ile aramızdaki perdeyi kaldırmıyorsa o bilgi bizim için bir imkan, bir kabiliyet olmaktan çıkıyor, bir yük ve azaba dönüşüyor.
 
Hiçbir şey bu dünyada kıymetli değildir. Onu kıymetli kılan hangi değer çerçevesi içerisinde yaşadığıdır. O değer çerçevesi içerisinde yaşayabilmesi için de aklın ve ruhun o değerle perdesiz bir biçimde buluşmaya ihtiyacı vardır.
 
İşte bu merkezler ve bu merkezlerdeki faaliyetler bize bu büyük imkânı sunuyor. Hele de bunların herhangi bir kar amacı güdülmeksizin gençlerin hizmetine açılması hakikaten alkışlanacak bir şeydir.”
 
SERGİDEKİ HİLYE-İ ŞERİFLERDE SAHİBİNİN BİZE GÖNDERDİĞİ BİR SELAM VAR
 
“Bugünkü esas gündemimiz ise şu tabii ki: Bu Hilye-i Şerifleri hep beraber büyük bir takdirle değerlendireceğiz ve burayı gezeceğiz. Ama unutmamamız gereken mesele şudur: Bütün bu Hilye-i Şeriflerde sahibinin bize gönderdiği bir selam var. Biz o selamı alacağız.
 
Rahmetli Aşık Veysel saz çalarken diğerleri gibi elini perdede gezdirmezmiş. Perdede sabit bir yere koyarmış ve hiç oradan ayırmazmış. Bir gün demişler ki:
 
‘- Üstat bütün âşıklar elini perdede gezdirirken sen neden sabit bir yere koyup da sazını çalıyorsun?
- O elini gezdirenler benim bu tuttuğum yeri arıyorlar’ demiş.
 
İşte biz bugün o yerin sahibinin selamını almak üzere bu sergiyi gezeceğiz. Buraya emeği geçen herkesi, Ahmet Muhtar Bey’i, Hanımefendiyi ve aziz dostum, kendini bu işlere adamış Mehmet Çebi’yi ve tüm arkadaşlarımızı kutluyorum. Umarım hepimiz için aslında çok kısa olan, sonsuz zannettiğimiz ama bütün bir evrenden, noktadan ibaret olan bu hayat; şahadet parmağımızı bu hakikat noktasından ayırmayacak şekilde, sabit değerler üzerinde insan olmaya yaraşır, kendi kemalimizi aramaya yaraşır bir şekilde, ruhumuzu ve aklımızı terbiye ettiğimiz bir süreç olarak devam eder.”
 
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, sergi açılışının ardından AK Parti Antalya İl Başkanlığı’nı ziyaret etti.  
 
(07.11.2013)
  • Bakan Çelik Antalya’da Hat Sergisi Açtı
  • Bakan Çelik Antalya’da Hat Sergisi Açtı
  • Bakan Çelik Antalya’da Hat Sergisi Açtı
  • Bakan Çelik Antalya’da Hat Sergisi Açtı
  • Bakan Çelik Antalya’da Hat Sergisi Açtı