BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

YÜREĞİR KÜLTÜR MERKEZİNE KAVUŞTU

Çeşitli sebeplerden dolayı yirmi bir yılda bitirilen Yüreğir Kültür Merkezi’ni, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik hizmete açtı.
 
Bakan Çelik, açılışta yaptığı konuşmada, kültürel mirasın korunmasının ve gelecek kuşaklara aktarılmasının çok önemli olduğunu vurguladı.
 
Kültürel kodların devletlerin tarih sayfalarında kalıcı bir yer edinebilmeleri için elzem olduğunun altını çizen Bakan Çelik, şunları söyledi:
 
SADECE SİYASİ VE COĞRAFİ SINIRLARIMIZLA SINIRLI BİR UFKA SAHİP DEĞİLİZ
 
Kültür merkezi açmak her siyasetçi için son derece kıymetli ve müstesna bir andır. Benim için de kültür merkezi açmak genel olarak çok kıymetli bir şey. Ama bunu Adana’da açmak benim açımdan fevkalade önemli.
 
Kendimize ait bir fikir coğrafyası, bir manevi coğrafya tahayyül ettiğimiz zaman bugünkü siyasi sınırlarımızın, siyasi coğrafyamızın çok ötesinde bir ufka sahip olduğumuzu görüyoruz.
 
Biz bugün Yüreğir’de bu kültür merkezini esas alarak baktığımızda sadece siyasi sınırlarımızla, coğrafi sınırlarımızla sınırlı bir ufka sahip değiliz.
 
BAKTIĞIMIZ UFUK, GÖZÜN GÖREBİLDİĞİNİN, KÂĞIDIN VE KALEMİN ÇİZEBİLDİĞİNİN ÇOK ÖTESİNDE
 
Biz buradan baktığımızda Taşköprü ile Mostar Köprüsü arasındaki manevi kardeşliği görüyoruz. Biz buradan baktığımızda Moğolistan’da Bilge Kağan Anıtı, Tonyukuk Anıtı’nda tarihimizin köklerini selamlıyoruz. Biz buradan baktığımızda Budapeşte’de Estergon Kalesi’ni, Galiçya Şehitliği’ni selamlıyoruz. Biz buradan baktığımızda Mali’deki Timbuktu’daki yazma eserler kütüphanesine, Topkapı’daki yazma eserler kütüphanesinden selam gönderecek bir ufka sahibiz.
 
Dünyanın neresinde şehitliğimiz varsa, dünyanın neresinde bir kültür merkezimiz varsa orası bizim fikri coğrafyamızın ve manevi coğrafyamızın ufkunu, sınırlarını gösteriyor. Dolayısıyla baktığımız ufuk gözün görebildiğinin, kâğıdın kalemin çizebildiğinin çok ötesinde bir şey teşkil ediyor.
 
Bu kültür merkezleri Türkiye’nin birçok yerinde böyle yirmi yıl, otuz yıl bitirilememiş. Fakat artık Başbakanımızın talimatıyla, bu hususa özel önem vermesiyle bunları çok kısa sürede bitirebiliyoruz. Yirmi yılda bir şey bitirilemiyorsa o şey zaten yok demektir. Hatta bu tip şeyleri yıkıp baştan yapsanız çok daha iyi projeler yaparsınız. Şimdi bunları belli bir aşamaya geldikten sonra süratle bitirmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.
 
Biz burada özellikle genç kardeşlerimiz için çok sayıda kültürel faaliyet istiyoruz. İstiyoruz ki, genç kardeşlerimiz, çocuklar burada kendi kültürlerini ve dünya kültürlerini tanıyacakları çok fazla faaliyetle iç içe olsunlar.
 
EĞER BİR DEVLETİN KÜLTÜREL DERİNLİĞİ YOKSA O DEVLETİN GÜCÜ TARİH İÇERİSİNDE KALICI OLMAZ
 
Tarih boyunca askeri gücü var olan pek çok devlet olmuştur ama bunlar yok olup gitmiştir. Ekonomik gücü çok yükseklere ulaşmış devletler olmuştur ama bunlar yok olup gitmiştir. Eğer bir devletin kültürel derinliği yoksa o devletin gücü tarih içerisinde kalıcı olmaz.
 
Bir devletin güçlü olması için, yönetim sisteminin güçlü olması, ekonomisinin güçlü olması, ordusunun güçlü olması, bunun yanı sıra pek çok unsurunun güçlü olması fevkalade önemlidir.
 
Ama devletin yazılımını oluşturan şey, devletin ruhunu oluşturan şey kültürdür. Sadece askeri, ekonomik, siyasi güçle hiçbir devlet tarih içerisinde kalıcı olmamıştır.
 
Mesela bizim tarihimizde Çağatay Devleti çok kısa 30-40 yıllık bir zaman teşkil eder. Aslında sadece siyasi açıdan bakıyor olsaydık, bugün Çağatay Devleti’ni hatırlamayacaktık. Ama Ali Şir Nevai bütün ilmi ve edebi eserlerini Çağatay Türkçesinde verdiği için, Ali Şir Nevai’nin ilmi ve edebi yüksek niteliğini hatırladığımız için Çağatay Türkçesini hatırlıyoruz. Çağatay Türkçesini hatırladığımız için de Çağatay Devleti’ni hatırlıyoruz. Yoksa sadece birkaç on yıl yaşamış bir devleti siyasi tarihte çok önemli görmeyecektik. Ama Çağatay Türkçesi sayesinde Çağatay Devleti tarihi aşan, kendisinden çok daha uzun yaşamış, çok daha güçlü devletlerden daha kalıcı hale gelmiştir.
 
KÜLTÜR BİR DEVLETİN YAZILIMININ ESASIDIR
 
Geçenlerde Emir Nuhanoviç ile tekrar görüştüm. Bosna’nın rahmetli lideri Aliya İzzetbegoviç soykırım karşısında Bosna’nın sesini siyasi ve diplomatik yollardan yeteri kadar duyuramadığı zaman Emir Nuhanoviç ve arkadaşlarına diyor ki: “Bosna Orkestrası bombaların yıktığı o salonda, aralıksız bir şekilde, savaş boyunca konserlerine devam etsin ve Saraybosna’nın sesini dünyaya duyursun.”
 
O günlerde yıkılmış o konser salonu içerisinde, o yıkıntıların bombaların arasında, Saraybosna’da, Bosna Orkestrası aralıksız bir şekilde konser vermeye devam etti ve Saraybosna’nın, İzzetbegoviç’in ve onun çocuklarının sesini dünyaya duyurdu. Geçenlerde Nuhanoviç ile birlikte bu sefer Filistinli, Suriyeli, Bosnalı, Avrupalı ve Türk sanatçılardan oluşan bir orkestrayla aynı çığlığı duyurmak için, Suriyeli çocuklar için bir konser tertip ettik.
 
Latin Amerika’da diktatörlere karşı insanların sesini duyurduğu, muhalefet ettiği organizasyonlar şiir geceleriyle başladı.
 
Onun için kültür bir devletin yazılımının esasıdır. Yazılım yoksa ekonominiz, askeri kuvvetiniz, siyasi yönetim biçiminiz ne kadar yaygın bir ağa sahip olursa olsun yeryüzünde kalıcı olamazsınız.
 
Türkiye Cumhuriyeti bir kültür devletidir aynı zamanda. Biz tarih boyunca Osmanlı’dan çok daha öncesinden, Orta Asya’dan bugüne, Selçuklu’ ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yürürken büyük tarihsel yolculuğumuzu bugüne taşıyan büyük bir kültürel birikimin içinden geliyoruz. Anadolu’nun, Balkanlar’ın, Akdeniz’in, İslam coğrafyasının, Avrupa’nın, Kafkasya’nın, Mezopotamya’nın tüm bu kültürel birikimi; bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde kimliklerin yeniden özgürleştiği, kimlikler üzerindeki ret, inkâr ve asimilasyon politikalarının sona erdiği, her kimliğin kendini özgürce ifade ettiği bir ortamda yeniden bütün dinamizmiyle ortaya çıkıyor. İşte biz buradan baktığımızda sadece kendi siyasi sınırlarımızı değil, buradan Moğolistan’daki Bilge Kağan ve Tonyukuk anıtlarını, Mostar Köprüsü’nü, Somali’yi bütün bu coğrafi ufkumuzu bir anda görebildiğimiz için, bize bu imkânı sağlayan kültürel coğrafyamız, bu bakış açımız, manevi ufkumuz sayesinde istiyoruz ki, çocuklarımızda buralarda bütün bu manevi coğrafyanın birikimini, bütün bu büyük medeniyet birikimini işte bu kültür merkezleriyle birlikte öğrenebilsinler. Kendi birikimimiz, milli kültürümüz ve evrensel kültür arasında doğru sentezler yapabilsinler.
 
HAKİKATİ KARŞILAYACAK YENİ FİKİRLER ÜRETMEK LAZIM
 
Dünyada zaman zaman kriz dönemleri kalıcılaşır. Sözün tükendiği zamanlar vardır. İnsanoğlunun ürettiği söz tükenir ve hakikati karşılamakta zorlanır. Şimdi yine öyle bir dönemden geçiyoruz. Düne kadar en yüksekte tutulan demokratik değerler, serbest piyasa ekonomisi, hukukun üstünlüğü gibi değerler bugün güvenlik ya da başka sebeplerle askıya alınabiliyor. Bir yerde, başka bir sebeple, temel insani değerler Suriye’de olduğu gibi bir takım jeopolitik hesaplarla ya da siyasi çıkar hesaplarıyla ertelenebiliyor. Yani dünyada sözün tükendiği, sözün hakikati karşılamakta zorlandığı zamanlardan bir tanesinin içindeyiz.  Dünyada bu tip kriz zamanlarında yeni sözler söylemek lazım. Hakikati karşılayacak yeni fikirler üretmek lazım. İşte bu da bu merkezlerdeki faaliyetler sayesinde olur. Buraya gelecek gençler ve çocuklar geleceğin sözünü söyleyecekler.
 
Hazreti Mevlana şöyle diyor: “Söyle, söyle, söyle ki; her söyleyen bir ark açıyor. Bir sonraki çağa su ulaştırıyor. Gerçi her çağın bir söyleyeni var. Ama öncekilerin söyledikleri ona yar.”
 
Yani bugün yeni bir söz söyleyebilmek için önceki söylenmiş bütün sözleri kendimize yar kılmamız, sevgili kılmamız gerekiyor. İşte bu merkezlerde gençler geçmişte söylenmiş güçlü sözleri öğrenecek, bugünün sözüne sahip çıkacaklar ve geleceğin sözünü söyleyecekler.
 
Bu çerçevede şunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor: Kültür merkezleri bugün için değil, sadece geçmişin anlaşılması için değil, geleceğin tarihinin yazılması için ve geleceğin üretilmesi için, geleceğe söz söyleyebilecek gençlerin bu söze hâkim olabilmeleri için kullanılması gereken merkezlerdir.
 
MİLLİ KÜLTÜRÜ, EVRENSEL KÜLTÜRÜ GENÇLERE VE ÇOCUKLAR ÖĞRETMEK EN BÜYÜK BORCUMUZDUR
 
Adana çok kadim bir kültüre sahip. Burada her toplandığımızda iliklerimize kadar titreyebiliriz. Üç bin yıllık bir medeniyetin üzerinde duruyoruz. Yüzlerce medeniyete, devlete, halka ev sahipliği yapmış toprakların üzerindeyiz. Bu toprakların meşru mirasçıları olarak bütün bu kültürel birikimi geleceğe taşıma görevi en çok bizim üzerimize düşmektedir. Bu topraklar, sanayisiyle, tarımıyla marka olduğu kadar yetiştirdiği yazarlarla, şairlerle, fikir adamlarıyla, ozanlarla da Türkiye markasına kendi ismini yazdırmıştır, dünyada bir karşılık bulmuştur. Dolayısıyla bunların hepsinin birikimini geleceğe taşıma görevi bizim üzerimizdedir. Ekonomimizi daha ileriye götürmek, demokrasimizi daha da geliştirmek, ülkemizi daha da güçlü bir ülke haline getirmek nasıl boynumuzun borcuysa bunların hepsinden daha fazla, milli kültürü ve evrensel kültürü gençlere ve çocuklara öğretmek en büyük borcumuzdur, karşı karşıya olduğumuz en büyük vebaldir.
 
KÜLTÜR MERKEZİNİN İSMİNİ HALK BELİRLEYECEK
 
Bu kültür merkezinin ismiyle ilgili arkadaşlarımız farklı ismiler gündeme getirdiler ve bunun seçimini yapmamızı söylediler. Ben şunu öneriyorum: Bu kültür merkezi öncellikle Yüreğirlilerin ve Adanalılarındır. Belediye başkanımız öne çıkan isimleri internet sitesinde yayınlasın, vatandaşlarımız bunları oylasınlar. Hangisi daha çok oy alıyorsa Yüreğir’deki bu kültür merkezine bu ismi öncelikle Yüreğirliler vermiş olsun.
 
Bakan Çelik, konuşmasının ardından kültür merkezinin açılış kurdelesini kesti ve kültür merkezini gezdi.

(25.09.2013)

 
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu
  • Yüreğir Kültür Merkezine Kavuştu