BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

TEK VATAN, TEK MİLLET, TEK BAYRAK ALTINDA HERKES KİMLİĞİNİ ÖZGÜRCE YAŞAYACAK

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Almanya Düsseldorf’ta düzenlenen “Demokrasiye Saygı Mitingi”nde Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen on binlere seslendi.
 
 
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Almanya Düsseldorf’ta düzenlenen “Demokrasiye Saygı Mitingi”nde Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen on binlere seslendi.
 
BU MEYDANI DOLDURAN SİZLER, ZAMANA VE MEKANA SIĞMAYAN DEĞERLERİN SAHİBİYİZ

Buraya gelirken, bize buraya gelişimiz sırasında yüzlerce kardeşimizi yollarda ellerinde bayraklarla gördüm. Milli iradeye sahip çıkmak için, demokrasiye sahip çıkmak için bu meydanı dolduranlar bugün bu meydandan dünyanın her tarafına demokrasi, barış ve kardeşlik mesajı veriyorlar.
 
Almanya’dayız, Düsseldorf’dayız. Berlin’deki, Köln’deki ve diğer yerlerdeki kardeşlerimizin tamamını selamlıyorum. Düsseldorf’tan Avusturya’ya, İsviçre’ye selam söylüyoruz. Fransa’ya, Belçika’ya, Hollanda’ya selam söylüyoruz. Ve buradan şu anda canlı yayınlarla bizi izleyen Ankara’ya selam söylüyoruz. Bu meydandan İstanbul’u selamlıyoruz.
 
Bugün burada toplanan kardeşlerimiz Anadolu’nun her bir tarafından, Avrupa’nın her bir tarafından buradalar. Adana’yı, Diyarbakır’ı, Van’ı, Erzurum’u ve Rize’yi selamlıyoruz.
 
Burada bulunanlar demokrasiye sahip çıkarken, milli iradeye sahip çıkarken bunu taktik hesaplarla yapmıyorlar, stratejik hesaplarla yapıyorlar. Bir ahlakın, bir davanın gereği olarak, bir değer sisteminin gereği olarak yapıyorlar. Bu meydanı dolduran sizler, zamana ve mekana sığmayan değerlerin sahibiyiz. Hiçbir zamanla, hiçbir mekanla sınırlı olmadan Düsseldorf’tan Mezopotamya’yı selamlıyoruz. Saraybosna’ya, Gazze’ye, Bağdat’a, Şam’a ve Halep’e selam olsun.
 
Ve bu meydandaki çağrıyı herkes duyacak, bu meydandan Kahire’ye selam olsun.
 
SİZİNLE ON YILDA 100 YILLIK BİR TARİHİN YOLUNU BERABER YÜRÜDÜK
 
Biz zamanı ve mekanı aşan bir biçimde, kardeşliğe inanarak bugün demokrasiyi ve milli iradeyi ayakta tutmak üzere bu meydanda toplananlarla birlikte bütün dünyaya şu çağrıyı yapıyoruz; “Halkların iradesine darbelerle, cuntalarla el konulmasını reddediyoruz.”
 
Bakın bizim tarihimiz milletin iradesinin bir takım darbe ve cuntalarla nasıl gasp edildiğinin tarihidir. Bizim tarihimiz milletin hakkının hukukunun 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta nasıl gasp edildiğinin tarihidir. O yüzden bizim milletimiz demokrasi mücadelesi nedir, demokratik iradeye sahip çıkmak nedir, bunu en iyi bilen millettir. Bu uğurda bir başbakanı şehit vermiş, ama yine de demokrasi yürüyüşünden zerre kadar geri durmamıştır.
 
Sizlerle on yılda hep beraber uzun bir yol yürüdük. İçinizden tanıdıklarımız, tanımadıklarımız, bu meydanın en önünde duranlarla en arkasında duranlarla, sizinle on yılda 100 yıllık bir tarihin yolunu beraber yürüdük.
 
Şimdi burada Türkiye bayrağı, Almanya, Kosova, Filistin bayrağı var. Tüm coğrafyamızın, tüm medeniyetimizin bayrakları burada. Avrupa bayrakları var, Ortadoğu’daki, Afrika’daki kardeşlerimizin bayrakları var. Bu meydanlar bu çağrı ile ne demek istiyor. Diyor ki “Biz insanlığın olduğu her yerde hakkı, hukuku, vicdanı ve ahlakı savunmak için bu meydanda toplandık”.
 
Şimdi sizler, sizin babalarınız, sizin dedeleriniz yıllar boyunca kendilerine uygun, Türkiyemizi ayakta tutacak, ülkemizi dünyada bir güç haline getirecek bir demokrasi mücadelesi verdiler. Ama aylar, yıllar ne zaman bir demokrasi mücadelesi Türkiye’yi ayağa kaldırmak durumuna geldiğinde bir de ne gördük ki, milletin adamlarına karşı cuntaların, darbelerin adamları, sizin dedelerinizi ve babalarınızın emeğini, milli iradesini, alın terini, göz nurunu çaldılar. Ve sizler bu büyük yürüyüşte, demokrasi mücadelesinden hiç vazgeçmeyerek bundan on yıl önce daha büyük bir dirayete, daha büyük iradeye sahip olarak yepyeni bir siyasi ivme başlatınız. Ak Parti’yi iktidara getirdiniz.
 
Sizin kendi iradenizin, kendi Türkiye vizyonumuzun eseri olarak ortaya çıkan Ak Parti yine aynı komplolarla, aynı kumpaslarla karşı karşıya bırakıldı. Darbe tezgahları, Cunta tezgahları, suikast teşebbüsleri bütün bunlarla sizlerin emeğini sizlerin oyunu sizlerin sandığını sizlerin demokrasisini çalmaya kalktılar. Ama siz Genel Başkanımıza, Başbakanımıza ve Ak Parti kadrolarına şu mesajı verdiniz.
 
Dediniz ki; “Sakın geri adım atmayın, biz oyumuzun arkasındayız, demokrasinin arkasındayız, siz de geri adım atmayın dediniz. Ve sonuçta sizin ortaya koyduğunuz bu büyük iradeyle, sizin ortaya koyduğunuz bu dirayetle Ak Parti kadroları, Başbakanımızın, Genel Başkanımızın liderliğinde bu yolda darbelere, cuntalara, milli iradeyi gasp etmek isteyenlere, sizin hakkınızı hukukunuzu, çocuklarınızın geleceğini çalmak isteyenlere karşı geri adım atmadı. Yolunu yürüdü ve bugünlere hep beraber geldik.
 
Aslında biliyor musunuz, bizler; Bakanlar, Milletvekilleri, bizler sadece vitrinin ön tarafında duran, isimleri bilinen insanlarız. Halbuki Türkiye’de ne varsa, Türkiye bugün hangi aşamaya ulaşmışsa bizlerin değil en başta ve en arkada duran, bayrak sallayanlar var ya onların ve hepinizin eseridir.
 
OYUMUZA, DEMOKRASİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ. MİLLİ İRADEYE SAHİP ÇIKIYORUZ
 
Herkes şunu bilsin, milletin iradesini demokratik unsurlar dışında bir takım cunta faaliyetleri, darbe faaliyetleriyle çalma dönemi bitmiştir. Millet kendi iradesine sahip çıkacak kadar dirayete, iradeye sahiptir. Yani millet kendi gündemine ve kendi hakimiyetine sahiptir.
 
Bakın, şimdi uluslararası bir dalgayla karşı karşıyayız. Biz bunu kısmen Türkiye’de gördük. Masum, demokratik protesto olarak ortaya çıkan çeşitli demokratik duyarlılıkları dişle getiren bütün eylemlerin başımızın üstünde yeri var. Fakat bütün  bunlar demokrasi içerisinde hak arama, demokrasi içerisinde kendini ifade etme hürriyeti olduğu zaman meşrudur. Eğer bunlar demokrasinin dışına çıkma, demokrasiyi tahrip etme, sandıkla ortaya çıkan iradeyi yok etme anlamına geliyorsa gayrimeşrudur ve biz onu elimizin tersiyle reddediyoruz. Herkesin şuna dikkat etmesi lazım demokratik protesto ya da demokratik bir eylem olarak ortaya çıkan birtakım hareketliliklerin arkasına birileri saklanıyorlar. Bunlar her zaman pusuda beklerler. Bunlar isterler ki bir karambol olsun, bir karanlık ortaya çıksın ve demokrasiyi tahrip edelim derler. Türkiye’de de bir demokratik duyarlılık olarak ortaya çıkanların hemen arkasına bu karanlık güçler saklandılar. Bu karanlık güçler, karanlık çöktüğü zaman kendilerini şiddetle terörle yakmayla yıkmayla gösterirler. Amaçları neydi, onlar zannettiler ki millet suskundur. Onlar zannettiler ki millet korkacaktır. Meşru başbakanı, meşru hükümeti ve meşru demokrasiyi gasp edebileceklerini zannettiler. Ama Türkiye’nin her tarafından, binler, on binler, yüz binler, milyonlar şimdi de Düsseldorf’ta on binlerce kişi bunu söylüyor:
 
“Oyumuza, demokrasimize sahip çıkıyoruz. Milli iradeye sahip çıkıyoruz.”
 
SANDIK DEMOKRASİNİN OMURGASIDIR, SANDIK MİLLİ İRADENİN NAMUSUDUR
 
Şimdi bakın, benzer bir şeyi, daha acı daha vahim sonuçlar doğuracak, gerçekten daha acı, daha vahim sonuçlar doğuracak şeyi bugün utanmadan herkesin gözü önünde Mısır’da sahneye koyuyorlar. Bugün meşru cumhurbaşkanının tutuklandığı hapsedildiği gün. Dünyanın vicdanı, uluslararası sistem için, uluslararası hukuk için ve demokratik değeler için kara bir gündür, utanç günüdür. Şimdi de deniyor ki; her şey sandık değildir. Onu biz de biliyoruz. Sandık vardır, sandığın yanı sıra temel hak ve hürriyetler vardır, insan hakları vardır, özgürlükler vardır. Tabii ki demokratik protesto hakkı da vardır.
 
Ama sandık demokrasinin omurgasıdır, sandık milli iradenin namusudur. Kim sandığı çalmaya kalkıyorsa millete karşı suikast teşebbüsünde bulunur. Şimdi deniyor ki meydanda toplananlar var. Bu meydanda toplananların, Mısır’daki yönetim, onların sesine kulak tıkadı. Onların meşru taleplerine ses vermedi, onların meşru taleplerini dinlemedi. Demokrasi halkın bir kesimi için değil, halkın tamamı içindir. Dolayısıyla bu meydanda yüz binler toplanıyor diyerek sadece onların sesini duymak, diğer meydanları duymamak, asıl bunlar demokratik değerlerden uzaklaşmak anlamına gelir.
 
Bakın meşru cumhurbaşkanı görevden uzaklaştırılıyor. Meşru hükümet lağvediliyor, meşru bir şekilde seçimle iş başına gelmiş insanlar görevden uzaklaştırılıyor, dünya buna sessiz kalıyor. Bir tek Türkiye, bir tek sizler en güçlü sesi veriyorsunuz. Şimdi eğer her hangi bir meydan, diğer meydanın hakkını hukukunu gasp edecekse bugün bunların dediği olup yarın bir başkası iktidara geldiğinde öbürleri diğerlerin hakkını hukukunu gasp edecekse, işte orada demokrasi olmaz.
 
Orada meşruiyet olmaz işte orada askeri darbelerin, cuntaların, uluslararası çıkar gruplarının tezgahına uygun komplo kurulmuş olur. Aslında sadece meşru hükümeti destekleyenlerin değil, onları protesto edenlerin de sandık hakkı, demokrasi hakkı çalınır. Ama bugün hep beraber görüyoruz bütün dünyanın gözü önünde Mısır halkının hiçbirini ayırt etmeksizin söylüyoruz. Bütün bir Mısır halkının hakkını hukukunu korumak adına söylüyoruz; Mısır kim ki askeri darbeye destek veriyor, kim ki askeri darbe karşısında sessiz kalıyor, kim ki askeri darbeye karşı susuyor, kim ki onu mazur göstermeye çalışıyor bilin ki Mısır halkının bir kesiminin değil, tamamının hakkını hukukunu, demokrasisini ve geleceğini çalıyor demektir. Ama biz bunun arkasındaki bakış açısını çok net görüyoruz.
 
Bunun sonunda o ülkelere bir takım uluslararası çıkar gruplarının bu tezgahların çıkarlarına uygun mali düzenin gelmesinden başka bir sonuç doğurmayacaktır. İşte o sebeple sadece Cumhurbaşkanı Mursi ya da bir başkası değil, bugün görevde kim olursa olsun ona karşı bu eylem yapılsaydı biz yine aynı tavrı koyardık, milli iradeye ve demokrasiye sahip çıkardık. Biz istiyoruz ki, bu ülkenin kaderine demokratik değerle insan hakları düzeni içerisinde o ülkenin tamamı karar versin. Sandık şeffaf bir şekilde halkın önüne gelmiş, halk kararını vermiş. Halk kararını verdikten sonra ortaya meşru bir hükümet çıkmış, meşru irade çıkmış. Onun daha sonra çeşitli sebeplerle buna karşı demokratik protestolar yapılması doğaldır. Demokratik tepki gösterilmesi doğaldır. Çünkü demokrasi varsa bunlar da vatandaşı hakkıdır. Ama buralardan yola çıkarak birilerini pusu kurarak tuzak kurarak bir ülkenin kaderine el koyması, bir ülkenin geleceğini karartması, demokrasiyi yok etmesi, demokrasi yerine askeri darbeyi, askeri cuntayı ikame etmesini kabul etmiyoruz. Düsseldorf’tan reddediyoruz.
 
“DİK DUR EĞİLME” / “BİZ EĞİLMEYİ BİLMİYORUZ Kİ!”
 
Değerli Arkadaşlarım,
Sevgili Kardeşlerim,
 
Türkiye’de bizler neler yaşadık, hep beraber hatırlayalım. 27 Mayıs’ta meşru bir şekilde iş başına gelmiş, meşru bir şekilde halkın oyunu almış, halkın iradesiyle başbakanlık makamına oturmuş bir başbakan niçin görevden darbe yoluyla uzaklaştırıldı. O zaman ellerinde o başbakanın ya da o meşru hükümetin meşruiyetinin ortadan kalktığına dair ne vardı. Söyleyebildikleri hiçbir şey yoktu. Ne vardı biliyor musunuz? Sadece şu vardı; bakın diyorlardı ki bazı medya organları, gece gündüz o hükümet hakkında, meşru başbakan hakkında yalanlar üretiyor. Bu yalanlar çerçevesinde müthiş bir kara propaganda yapılıyor. O kara propagandayla birlikte meşru hükümete ve meşru başbakana görevden uzaklaştırmak için uluslar arası bir kampanya ile birlikte her şey ortaya koyuldu.
 
Ve sonuçta ne oldu? Sonuçta askeri darbe bir başbakanı, merhum Adnan Menderes’i, Allah rahmet eylesin, ipe gönderdi. Peki bu millet bugün, o merhum başbakanı rahmetle, Fatiha ile anarken onu asanları lanetle anmıyor mu! Peki meşru başbakan idam edildikten sonra, şehit edildikten sonra sizlerin babalarınız, dedeleriniz başbakan idam edildi diye korktular, sandıktan geri mi çekildiler, hayır. Daha büyük bir kuvvetle, daha büyük bir iradeyle sandığa sarıldılar. Sabırla, tevekkül ile yollara düştüler. Demokrasi dediler, milli irade, sandık dediler. Başka ülkelerdeki gibi yakıp yıkarak değil, sandığa sahip çıkarak, kendi oylarına, onların torunları olan sizlerin, onların çocukları sizlerin geleceğine sahip çıkmak için bu büyük ve uzun yürüyüşü gerçekleştirdiler.
 
Değerli Kardeşlerim,
 
Arkasından yine millet sandıkta kendi istediklerini göreve getirince arkasından 12 Mart’ı tertip ettiler. 12 Mart’ta bir kere daha milletin iradesini çaldılar, gasp ettiler. Milletin iradesi, sandıkta ortaya çıkan irade milletin namusudur, devletin şanıdır, devletin şerefidir. Onu gasp eden milletin geleceğini gasp eder.
 
Arkasından 12 Mart’ta gasp ettiklerini de ellerinde tutamadılar. Millet yine kendi iradesine sahip çıktı. Kendi sandığına, kendi çocuklarının geleceğine sahip çıktı. Ve sonuçta ne oldu? Yine Türkiye bir yol haritası çizerek kendisine bir gelecek oluştururken bu sefer sizlerin babalarınızın, dedelerinizin, sizlerin iradesine 12 Eylül cuntasıyla el koydular.
 
Ama bugün siz nasıl bu meydanları doldurduysanız, dedeleriniz, babalarınız korkmadan çekinmeden o meydanları doldurmaya devam ederek ne yaptılar, demokrasi yürüyüşüne devam ettiler. Milli irade o zaman büyük engelleri, komploları, tuzakları aşarak rahmetli Özal’ı iktidara getirdi. O günleri yaşayanlar bilir, Türkiye karanlıkla aydınlık arasında, ince bir çizgi arasında, her gün yeni bir krizle yeni bir tehlikeyle boğuşarak 2002’ye geldi.
 
2002’den önce 28 Şubat’ta bu ülkenin üzerine yine bir takım çıkar gruplarıyla el ele vererek sizlerin sahip olduğunuz değerleri çalmak üzere yepyeni bir demir pençe indirdiler. Aranızda 28 Şubat günlerini yaşayanlar var, o günlerin bizim ülkemize nasıl bir karanlık gibi çöktüğünü, bizim ülkemizi nasıl bir karanlığa mahkum ettiğini hep beraber gördük. Ama sizler babalarınızla beraber, dedelerinizle beraber milli iradeyi ayakta tutmak için, demokrasiyi ayakta tutmak için bu yürüyüşten vazgeçmediniz. Bu meydanları doldurduğunuz gibi Türkiye’de ve dünyada birçok meydanı doldurmaya devam ettiniz. Bu meydanlar başka meydanlarla birleşti, onlar başkalarıyla birleşti ve büyük bir demokrasi okyanusu olarak bütün bir Türkiye’yi avcunun içine aldı. Ve 2002’de ne yaptınız siz? Kendi iradenizi, kendi vizyonunuzu tahakkuk ettirmek için Ak Parti’yi iktidar yaptınız.
 
Yine Ak Parti’ye karşı da bir sürü darbe, cunta tezgahı, Ak Parti liderliğine karşı suikast teşebbüsleri hepsini hep beraber yaşadık. Ama biz şunu biliyoruz önce Allah, sonra millet. Eğer inanırsak ve bilirsek ki, önce Allah var, sonra millet var kimse seni yolundan çeviremez.
 
Şimdi ne yaptılar? Akıllarınca Ak Parti’yi kapatmaya çalıştılar. Ak Parti’ye karşı kapatma davası açtılar. Üstelik kapatma davasına delil olarak sunulanların gerçek delil olmadığı sadece Google’dan arama motoruna basılarak elde edilen bir takım uydurma haberler olduğu dava geçtikten sonra çok daha açık bir şekilde görüldü.
 
Peki o kapatma davası Türkiye’ye milyarlarca dolar kaybettirdi. Türkiye’ye dış politikada puan kaybettirdi, demokratikleşmede zaman kaybettirdi. Ve sonra netice itibariyle sizin bu çelik, sağlam desteğiniz, güçlü iradeniz, bu dirayetli duruşunuz sayesinde Ak Parti o kapatma davasını da aştı.
 
Arkasından 27 Nisan bildirisi denilen bir bildiriyle hükümete geri adım attıracaklarını zannettiler. Ama bütün Türkiye Cumhuriyeti tarihi içerisinde, hatta son 250 yıllık tarihimiz içerisinde bir tek Ak Parti iktidarı, kendi iradesine, milletin iradesine sınır çekmeye, ortak olmaya kalkanlara sizinle birlikte dur diyerek bunu reddetti.
 
Buradaki pankartlara bakıyorum, çok güzel bir şekilde çağrıda bulunuyorsunuz. Diyorsunuz ki, “Dik durun, eğilmeyin bu millet sizinle”. Fakat, şimdi size bir sır vereceğim. Bunu ilk defa söylüyorum, aramızda kalsın, kimseye söylemeyin, siz bize “dik dur eğilme” diyorsunuz ya, şimdi biri çıkıp dese ki “Eğilin” dese, biz eğilmeyi bilmiyoruz ki! Eğilmedik ki! Bizim töremizde eğilmek diye bir kelime yok ki! Bizim siyasi lugatımızda eğilmek diye bir kelime yok ki! Siyasi lugatlarında, siyasi zihniyetlerinde eğilmekten başka bir kelime olmayanlar siyasi lugatında eğilmek diye bir kelime olmayan Ak Parti’yi ve bu milleti anlayamazlar.
 
TEK VATAN, TEK MİLLET, TEK BAYRAK ALTINDA HERKES KİMLİĞİNİ ÖZGÜRCE YAŞAYACAK
 
Sevgili Kardeşlerim,
 
Bugün Türkiye, dünyanın büyük ekonomilerinden biri olarak, demokrasisi güçlü bir ülke olarak, dış politikada etkin bir ülke olarak, sizin ortaya koyduğunuz vizyonla bu ülkeyi yöneten liderlik ve kadrolar sayesinde sürekli önüne bakarak ilerliyor. Bu güçlü iradeniz olmasa bütün bunların hiçbiri gerçekleşemez. O yüzden hepsinin yapmak istediği şu; asıl gücün, asıl kuvvetin bizim birliğimiz, dirliğimiz ve beraberliğimiz olduğunu biliyorlar. Onun için yapmak istedikleri dirliğimizi bozmak, birliğimizi zayıflatmak.
 
Ama biz bugün Düsseldorf’dan şu mesajı veriyoruz:
 
“Fas’tan Moğolistan’a kadar, Gazze’den Anadolu’nun en ücra köşesine kadar biz birliğimizin, dirliğimizin, milli irademizin, milli iradeye olan saygımızı, bağlılığımızı Düsseldorf’ta bir kere daha teyit ediyoruz.”
 
Şimdi onun için sizinle paylaşmak istediğim bazı hususlar var. Biz Ak Parti’ye gönül versin vermesin bütün milletimizin, bütün kardeşlerimizin esenliğini, halkımızın her kesiminin kendi kimliğini hür bir biçimle yaşamasını, bu kimlikle birlikte geleceğe büyük bir iradeyle Türkiye’nin eşit ve özgür yurttaşları olarak ilerlemesini istiyoruz.
 
O sebeple Türkiye’de Ak Parti iktidarından önce Kürt kardeşlerimizin dilleri, kimlikleri yasaklanmıştı. Ak Parti geldi, “Tek vatan, tek millet, tek bayrak” bunun altında herkes kimliğini özgürce yaşayacaktır. Dilini özgürce konuşacaktır. Kimsenin bizim kardeşlerimize inkar politikası uygulamasına, asimilasyon politikası uygulamasına artık Ak Parti döneminde müsaade edilmeyecektir. Ve bugün bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca ortaya konulmamış bir cesaretle ortaya koyduğumuz bir vizyonla bugün yine Türkiye’de en büyük riskleri alarak, en büyük vizyonu ortaya koyarak Ak Parti bir çözüm süreci başlatmıştır.
 
Bunun esası, Türkiye’de herkesin kimliğini, dilini, geleneğini, töresini ve ananesini rahatça ve özgürce yaşayabileceği tek bir Türkiye çatışı altında kardeşçe yaşayabileceği bir hürriyet ortamı, bir özgürlük ortamı, bir demokrasi ortamı Ak Parti döneminde tesis edilmiştir.
 
Bugün bizim karşımızda kimler var? Bakın karşımızdakiler; düne kadar Kürt kardeşlerimizin dilini yasaklayanlar, Alevi kardeşlerimize Dersim’de katliam uygulayanlar, bu ülkenin kız çocuklarını başörtüleri var diye okullara sokmayanlar, bu ülkenin aydınlarını fikir hürriyetini kullandı diye hapislerde çürütenler. Karşımızdakiler bunlar ve bunlar hala istiyorlar ki yasaklar gelsin, karanlık bir ortam olsun, gri bir ortam olsun da yeniden acaba darbe ile, cunta ile ya da başka bir dış müdahale ile iktidar olabilir miyiz, diyorlar.
 
Niye biliyor musunuz? Çünkü onlar şunu hiç görmüyorlar. Onlar sizin vizyonunuzu bilmiyorlar. Onlar sizin iradenizi bilmiyorlar, onlar eskisi gibi Sünni ile Alevi arasına, Kürt ile Türk arasına nifak sokarak ülkeyi karıştıracaklarını ve darbeyle iktidara geleceklerini sanıyorlar. Ama hepimiz biliyoruz ki, o günler bitti.
 
İşte bu meydanda Türk ile Kürtü ile, Alevisi ile Sünnisi ile bütün bir bayrağın altında hepimiz biriz, hepimiz kardeşiz.
 
(07.07.2013)
 
  • miting (1)
  • miting (2)
  • miting (3)
  • miting (4)
  • miting (5)
  • miting (6)
  • miting (7)
  • miting (8)
  • miting (9)
  • miting (10)
  • miting (11)
  • miting (12)
  • miting (13)
  • miting (14)
  • miting (15)
  • miting (16)
  • miting (17)
  • miting (18)
  • miting (19)