BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

UNESCO’NUN BU ÖLÇEKTE BİR TOPLANTIYI İSTANBUL’DA YAPMASI TERÖRE VERİLMİŞ EN GÜZEL CEVAPTIR

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı: “Kültür varlıklarının korunması konusunda Türkiye bölgedeki en eski hafızaya sahip ülkelerden biridir.”

Bakan Avcı: “Türkiye’de son on iki yılda yasadışı yollarla ülke dışına kaçırılan eserlerimizin iadesi için yürüttüğümüz diplomatik temasların ve yasal yolların işletilmesi için gösterilen çabalarla, 4 bin 500’e yakın eserin iadesini sağladık.”
 
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, devam eden UNESCO Dünya Miras Komitesi 40.  Oturumu kapsamında düzenlenen  “Kültür Varlıklarının Korunması Konusunda Ülkemiz Mevzuatı 1970-1972 Sözleşmelerinin Komşu Ülkelerle Karşılıklı Uygulanması” konulu panele katıldı.

Panelde yaptığı konuşmada, Orta Doğu coğrafyasında yaşananların insanların günlük hayatında geniş bir yer bulmaya başladığını belirten Bakan Avcı, 21. yüzyılda Ortadoğu dendiğinde, akla gelecek en üzücü olgulardan birinin kültür varlıklarının maruz kaldığı yıkım olduğunu söyledi.

Dünyanın Farklı Noktalarında Yaşanan Üzücü Durumları Değerlendirirken Toplumların Yüzyıllar İçerisinde Yaptıkların Hataların Devam Ettiğini Görüyoruz

“Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda bir yan gündem olarak tertip edilen bu panelin, birçok önemli konunun sorgulanmasında hepimize yeni ufuklar açacağına inanıyorum.

Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar hepimizin günlük hayatında geniş bir yer bulmaya başladı. Türkiye’nin ortak kültür, ortak tarih ve ortak bir yaşamı paylaştığı bölgede yaşananlar, hepimizi derinden yaralamakta.

21. yüzyılda Ortadoğu dendiğinde, kaybolan yaşamlar, yitirilen umutların yanı sıra akla gelecek en üzücü olgulardan biri kültür varlıklarının maruz kaldığı yıkım. Bu konuya tarihî perspektiften bakmanın, meselenin tahlil edilmesi açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim.

Arkeolojik keşifler ve bunlarla ortaya çıkan kültür varlığı kavramı, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında kültürel emperyalizmin ve sömürgeciliğin de peşi sıra yanı sıra yürüyen olgulardır.

Sanayii devrimi ile teknolojik açıdan gelişen, zenginleşen uluslar, tarihî kaynaklardan bildikleri, tanıdıkları fakat kontrollerinde olmayan coğrafyaların kültürel mirasını kendi uygarlıklarının kökenini de belgeleyen fiziksel unsurlar olarak araştırdılar, kazdılar ve bir yerden bir başka yere götürdüler. Bu tür sahip çıkma faaliyetleri, zamanın ruhu göz önüne alındığında, en azından o günün koşullarında, doğal veya doğallaştırılmış bir süreç olarak algılanabilir. Ama bu tür olguların kibirden uzak, özeleştiri ve empatinin hâkim olduğu bir bakış açısıyla değerlendirilmesi,  hepimize yanlışlarımızla yüzleşme fırsatı verecek.

Bugün Ortadoğu’da, Afrika’da veya dünyanın farklı noktalarında yaşanan üzücü durumları değerlendirirken toplumların yüzyıllar içerisinde yaptıkların hataların derece derece devam ettiğini görüyoruz. Bu hataların ve olumsuzlukların önlenmesi ya da en azından azaltılması amacıyla bir takım tedbirler geliştirmesi, hepimiz için tüm uygarlık için temel göstergelerinden biri olacaktır.

Birleşmiş Milletler Eğitim ve Kültür Organizasyonu UNESCO insanoğlunun entelektüel birikim ve yeteneğini gösterdiği en önemli kurumdur.
Bu topyekun entelektüel yeteneğin araçları da hiç şüphesiz UNESCO'nun 1946 yılından beri üye ülkelerin desteği ve katılımı ile yürürlüğe koyduğu milletler arası sözleşmeler ve bunların alt protokolleri olmuştur.”

Kültür Varlıkları Silahlı Gruplar Tarafından Terörün Finansmanı İçin Birer Araç Olarak Kullanılır Hâle Gelmiştir

“İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından UNESCO’nun yürürlüğe koyduğu ilk sözleşmelerden biri, Silahlı Çatışma Hâlinde Kültür Varlıklarının Korunmasına İlişkin 1954 Tarihli Hague Antlaşmasıdır.

19. ve 20. yüzyılın kolonici anlayışı, kültür varlıklarına yönelik, özellikle bizim bölgemizdeki kültür varlıklarına yönelik, çılgınca bir rağbet oluşturdu. Bu sözleşme, kültür üzerinde yaratılan yıkıma bir anlamda dur deme çağrısı niteliğindeydi.

Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra gerçekleşen hızlı büyüme ve kalkınma, ne yazık ki kültür varlıklarını, kontrolsüzce zenginleşen dünyanın gösteriş ve lüks simgeleri hâline getirmiştir.

Bu dönemde kültür varlığı açısından zengin fakat yoksul, kibarca söyleyelim gelişmekte olan ülkelerin kültürel miras alanları, organize suç örgütleri tarafından yağmalandı, bütünlükleri bozuldu.

Kültür varlıklarının dünyanın ırak bir bölgesinde bir malikânenin duvarlarını süslediğine ya da çeşitli vakıf yönetimlerine ait müzelerde sergilendiklerine şahit olduk.

Ne acıdır ki yaklaşık 200 yıldır sürüp giden bu talan ve kural tanımazlığın izlerini bugün bile görmek mümkündür.

Bu üzücü duruma 1970 yılında UNESCO tarafından verilen reaksiyonun ne kadar önemli olduğunu bugün hepimiz daha iyi anlıyoruz.

Maalesef, kültür varlıklarının tahribatındaki mevcut durum, bugüne kadarki en dramatik boyuta ulaşmış durumdadır. Öyle ki kültür varlıkları silahlı gruplar tarafından terörün finansmanı için birer araç olarak kullanılır hâle gelmiştir. Bundan daha da kötüsü, kültür varlıkları için bugüne değin hiç olmadığı kadar büyük ve illegal bir pazar oluşmuştur.

Bu çerçevede, son yıllarda kültür varlıklarının terör finansmanı için kullanılmasından kaynaklı sorunların önüne geçmek amacıyla, uluslararası örgütlerin yoğun çaba sarf ettiği memnuniyetle gözlemlenmektedir.

Kültür varlıklarının korunması konusunda Türkiye bölgedeki en eski hafızaya sahip ülkelerden biridir. Osmanlı İmparatorluğu 1884 yılından itibaren kültür varlıklarının yasadışı ihracını engelleyen mevzuatı yürürlüğe koymuştur. Buna rağmen Anadolu'daki kültürel miras alanlarının tahribatı hiç bir zaman tamamen engellenebilmiş değildir.

Bugün dahi ülkemizde arz-talep dinamiğinin bir sonucu olarak kültürel miras alanları yasadışı kazılarla tahrip edilebilmekte.

Bu noktada Türkiye gibi köken ülkeleri sevindirici gelişmeler de yaşanıyor. Gerek köken ülkelerin gerekse uluslararası organizasyonlar ile dünya kamuoyunun uzun yıllardır sürdürdüğü tepkilerin bir sonucu olarak; pazar ülkeler olarak adlandırılan belli başlı ülkeler, UNESCO 1970 Sözleşmesi ve ilgili diğer hukuki araçlar doğrultusunda ulusal mevzuatlarında değişikliğe gitme iradesini göstermişlerdir.

Türkiye’de son on iki yılda Bakanlığım, Başbakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın, yasadışı yollarla ülke dışına kaçırılan eserlerimizin iadesi için yürüttüğü diplomatik temasların ve yasal yolların işletilmesi için gösterilen çabalarla, 4.500’e yakın eserin iadesini sağladık. Bunlar; Kârûn Hazineleri’nin ünlü Kanatlı Denizatı Broşu’ndan Boğazköy Sfenksi’ne, Osmanlı mezar taşlarından Bursa Sinan Paşa Camii çinilerine kadar geniş bir yelpazedeki eserlerden oluşuyor. 

Bu durum, köken ülkelerin en önemli sorun olarak gördüğü arz-talep dengesini kırmak, en azından azaltmak açısından atılan çok önemli bir adımdır. Bu başarı UNESCO başta olmak üzere bütün iyi niyetli aktörlerin başarısıdır.

Söz konusu işbirliğinin ve dayanışmanın bölgedeki bütün ülkeler ve kültürel mirası tahribata uğrayan toplumlar nezdinde devam ettirilmesi, dünya belleğinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem arz etmektedir.”

Türkiye, Bölgede Yaşananlara Gözlerini Kapatan Bir Siyaseti Hiçbir Zaman Gütmemiştir

“Bugün yanı başımızdaki trajediyi yaşayan komşu ülkelerdeki kardeşlerimizin hissettiklerini hissetmeye çalışmak bile, bu insanların yaşadığı felaketi tahayyül etmemiz için yeterli olmayacaktır. Fakat Türkiye, bölgede yaşananlara gözlerini kapatan bir siyaseti hiçbir zaman gütmemiştir.

Bu nedenle, son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonuyla, güvenlik güçlerimizce, kültür varlıklarının yasadışı transferinin önlenmesine yönelik faaliyetler ve ulaşılan sonuçlar ümit vericidir.

Dünya Miras Komitesi’nin ilgi alanı olması itibariyle bölgemizdeki bir soruna da özellikle vurgu yapmak istiyorum.

Son dönemlerde DAEŞ’in Suriye’de kaçak kazılar ve kültür varlığı kaçakçılığı vasıtasıyla kendisine finansman sağladığı ve bu konularda Türkiye’nin etkisiz kaldığı şeklinde haksız ve çirkin iddialar gündeme getiriliyor.

Bizim ortak tarihi ve kültürel mirasları paylaştığımız Suriye, Irak ve bölgedeki diğer ülkelerin kültür varlıkları konusunda, kendi kültür varlıklarımız için nasıl bir hassasiyet taşıyorsak, Suriye’nin, Irak’ın ve komşu ülkelerin kültür varlıkları ve onların sağlıklı muhafazası için de aynı hassasiyeti taşıyoruz. Bugüne kadar yaptıklarımız da bunun en somut kanıtıdır.

Nitekim 2012 yılından beri ulusal ve uluslararası düzeyde başlattığımız pek çok girişimle, bu mirasın korunması konusunda önemli adımlar atılmasına Türkiye öncülük etmiştir.

Suriye kökenli kültür varlıkları için ülkemizin bir pazar ve geçiş ülkesi olmasının önlenmesi ve şüpheli durumlarda gerekli araştırma ve müdahalelerin yapılabilmesi amacıyla sınır illerimizde kolluk ve gümrük birliklerimizi teyakkuza geçirdik.

Bu konularda Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızla işbirliği halinde gerçekten ciddi bir eğitim süreci başlattık. Ayrıca yurt içinde ve dışındaki bütün paydaşlarla yaptığımız toplantılar sonunda, özellikle hazırladığımız ‘Suriye Acil Durum Kırmızı Listesi’ni ilgili paydaşlara ve öncelikle sınır illerimize daha sonra tüm illerimize dağıttık. Türkiye’deki özel müzelerimize, koleksiyonculara ve emniyet birimleri ile ilgili bütün paydaşlarımıza ulaştırdık.

Müzeleri ve müze uzmanlarını temsil eden ICOM’un hazırladığı Kırmızı Liste’deki belirli ülkelerden kaçırılan kültür varlıklarının yasa dışı ticaretini engellemek üzere de tedbirlerimizi arttırıyoruz.

Bu Kırmızı Liste’de örnek olarak gösterilen kültür varlıkları farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Bunlar kaçırılmış olan eserler değildir.

Sadece Suriye, Irak ve bölgedeki eserlere örnek olmaları ve önümüzdeki yıllarda kıyas yapılabilmesi için hazırlanmış görsellerdir.

Suriye’nin risk alanındaki kültür varlıkları listesini de Acil Kırmızı Liste’de yine biz yayınladık. Eserlerin teşhis edilmesini kolaylaştırmak için hazırlanan bu listede yasa dışı alınıp satılması en muhtemel kültür varlıklarının tür ve kategorilerini sunduk.

Böylece müzeler, müzayede evleri, sanat tacirleri ve koleksiyoncular bu tarz eserlerin kökenlerini ve ilgili yasal evrakı dikkatle ve tam olarak araştırmadan eserleri satın almamaları konusunda ikaz edilmiş oluyorlar.

Bölge ülkelerinin savaş ve çatışma ortamından çıkmaları en büyük dileğimizdir. Türkiye'nin, bölgede yaşanan olumsuzluklardan etkilenen ülkelerin kültürel mirasının korunması konusunda üzerine düşeni yaptığını ve yapmaya devam edeceğini ifade etmek istiyorum. Bu panelin, kültürel mirasın korunması hususunda hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Bu Toplantının İstanbul’da Yapılması Türkiye’ye Uluslararası Toplumun Desteğini, Terörle Mücadelesine Desteğin Gösteren Bir Toplantı Niteliği Taşıyor

Panelin adından bir basın toplantısı yapan Bakan Avcı, UNESCO Dünya Miras Komitesi 40. Oturumunun İstanbul’da yapılmasının teröre verilen en güzel cevap olduğunu kaydetti.

“Dünya Miras Komitesi toplantısının İstanbul’da yapılması Türkiye açısından ayıca anlamlı. Çünkü Türkiye geçen yıl UNESCO tarihinde bir ülkenin aldığı en büyük oyu alarak bu komiteye üye olarak seçildi ve gerçekten bugüne kadarda komite çalışmalarında çok etkin bir şekilde katkılarını sürdürdü. Bundan sonra da sürdürecek. Nitekim bu faaliyetlerin sonucu olarak da bugünden itibaren UNESCO Dünya Miras Komitesi, Türkiye’de toplanıyor.

Bu toplantının İstanbul’da yapılması Türkiye’ye uluslararası toplumun desteğini, terörle mücadelesine desteğin gösteren bir toplantı niteliği de taşıyor. Özellikle İstanbul’daki terör saldırılarından sonra UNESCO’nun bu ölçekte bir toplantıyı İstanbul’da yapıyor olması teröre verilmiş en güzel cevaplardan biridir. Biz öteden beri terörle mücadelenin tek tek ülkelerin meselesi olmadığını bunun uluslararası camianın müşterek meselesi olduğunu ancak ortak bir eylemle, kararlılıkla üstesinden gelinebileceğini, terörle mücadelenin uluslararası mücadeleyi zorunlu kıldığını vurguluyoruz. Dolayısıyla bu toplantı o anlamda ayrıca yerinde ve anlamlıdır.”

Türkiye ile Rusya Gibi İki Büyük Komşuya Yakışan O Komşuluk Düzeyini Olabildiğince Yükseltmektir

“Medyada zaman zaman da yer alan işte tur iptalleri ve saire bunlar konjonktürel konular. Ama genel doğrultuya baktığımız zaman yakın zamanda gördüğümüz üzere özellikle Rusya ile sürdürülen temasların bir neticesi olarak, Rusya ile Türkiye arasında her alanda olduğu gibi turizm alanında da ilişkileri eskisinden daha iyi duruma getirmesi için bir ortak düşüncenin oluştuğu görülüyor.

Bu sevindirici bir gelişmedir. Bunu sadece plaj ve şantiyeler  açısından değil aynı zamanda ilkesel olarak da doğru bir tutum olduğu için desteklememiz gerekir Türkiye ile Rusya gibi iki büyük komşuya yakışan o komşuluk düzeyini olabildiğince yükseltmektir. Türkiye’de de Rusya’da da o siyasi irade oluşmuştur. Bunun sevindirici sonuçlarını da her alanda almaya başlıyoruz. Bu arada  charter uçuşların başlaması vesaire gibi teknik konularda da görüşmeler devam ediyor. Yakın zamanda bunlarla ilgili pürüzler de büyük ölçüde giderilmiş olacak.”
 
11.07.2016
  • 1.jpg
  • 2.jpg
  • 3.jpg
  • 4.jpg
  • 5.jpg
  • 6.jpg
  • 7.jpg