BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ
Font -  Font +

BAKAN ÖMER ÇELİK AA EDİTÖR MASASI’NA KONUK OLDU

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu ve gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
 
 
HDP'nin barajı aşamaması halinde, Çözüm Süreci'nin bundan nasıl etkileneceğini değerlendiren Bakan Ömer Çelik, hiçbir meselede CHP ve MHP'nin oy oranının ya da HDP'nin barajı aşıp aşamamasının bir etkisinin olacağını düşünmediğini, meselenin AK Parti'nin hangi güçle iktidar olacağında düğümlendiğini söyledi.
 
Daha Önce Devletin Tehdit Olarak Gördüğü İnsanlar Bugün Rahatlıkla Siyaset Yapabiliyor
 
 
“Geçen gün bir HDP siyasetçisi utanç verici bir şey söylüyor ve 'Bugünkü şartlar 12 Eylül'den bile ağır' diyor. Birazcık akıl, birazcık izan, birazcık vicdan, insaf, bunu söyleyen adamın yüzünün kızarmasını gerektirir. Bugün, biz bunu bir lütuf olarak da söylemiyoruz, HDP gibi bir parti, bu üslupla ve bu şekilde bir siyaset yapabiliyorsa bu ortamı oluşturan parti, AK Parti'dir. Hatta şunu söyleyeyim; HDP'nin Eş Başkanı’nın kimliğinde ve profilindebirisi Türkiye'de cumhurbaşkanı adayı olabilmişse, bu AK Parti'nin yarattığı iklim sayesindedir.
 
 
Daha önce devletin tehdit olarak gördüğü, devletin bir köşeye sıkıştırmaya çalıştığı insanlar, bugün rahatlıkla siyaset yapabiliyor. Bu, AK Parti'nin siyasal katılma yollarını açması sayesindedir. Demek ki CHP'nin geleceği, CHP'nin aldığı oyla ilgili değil, HDP'ningeleceği HDP'nin aldığı oyla ilgili değil, MHP'ninki de öyle, hepsi AK Parti'nin gücünü korumaya devam edip etmeyeceğiyle ilgilidir.”
 
AK Parti, Sivil Siyaseti Ayakta Tutan Tek Güç
 
 
“AK Parti'nin gücü, AK Parti'yi bir kurum olarak iktidar yapıyor ama aynı zamanda da sivil siyaseti ayakta tutan tek güç. Dolayısıyla bir gün AK Parti'nin zayıflaması üzerine hesap yapan bu partiler şunu bilsinler: AK Parti zayıflarsa o siyasi sistem tekrar otokrasiye dönüşeceği için kendilerine de o umdukları alan kalmayacaktır.
 
O sebeple AK Parti, sıradan bir siyasi parti değil. Biz bunu bazen şöyle ifade ediyoruz; 81 vilayette varız, Türkiye'nin her kimliğinden alıyoruz. Onun ötesinde bir şey var. AK Parti, şu anda sivil siyaset dediğimiz alana güç aktaran, enerji veren yegane siyasi organizasyondur. AK Parti'yi denklemden çekin; iki tane etnik kimlik partisi, bir tane ideolojik kimlik partisi kalır geriye. Bunun içinde sivil siyasetin yaşaması mümkün değil. Neden biliyor musunuz? Çünkü siyasi tarihte çok temel bir kural vardır; sivil siyaset yüksekse ideolojik, etnik ya da dini kimlik partileri zayıflar. İdeolojik, etnik ya da dini kimlik partileri yükseliyorsa sivil siyaset zemin kaybediyor demektir.”
 
 
Bakan Ömer Çelik, üç dönem kuralı ve genel başkan değişikliği gibi durumların AK Parti’nin oy oranını olumsuz etkileyip etkilemeyeceğine yönelik soruya da AK Parti'deki genel başkan değişikliğinin siyasi tarihe geçecek bir mesele olduğu yanıtını verdi.
 
“Bir partinin kurucu lideri ve bu kadar uzun zaman başbakanlığını yapmış bir lider cumhurbaşkanı oluyor. Ondan sonra, bir başbakan seçiliyor. Herhalde başka bir parti olsa darmadağın olurdu. Hücrelerine değil, atomlarına, protonlarına, elektronlarına kadar ayrılırdı. 
 
 
Biz 12-13 yıldır bir sürü kriz yaşadık, her gün bir şey oluyor. Bizim için o gün krizsiz bir gündü. Şimdi ben bu geçen süreye bakıyorum, Başbakanımız, başbakanlık koltuğuna oturdu, büyük bir performansla, hem partinin genel başkanı olarak sorumluluklarını yüksek bir performansla yerine getiriyor hem başbakanlık sorumluluklarını yüksek bir performansla yerine getiriyor. Tabii bizim tespitimizden önce vatandaşın ne dediği önemliydi. Şimdi bakıyorum mitinglerde diyaloğa, performansa, halkla kurulan ilişkiye. Burada vatandaşın da benimsediği çok iyi bir ilişkinin yürüdüğü gözüküyor. Öte yandan Cumhurbaşkanımızın cumhurbaşkanlığı... Aslında vatandaş, Cumhurbaşkanımızın cumhurbaşkanı olmasını çok önceden beri istiyordu. Cumhurbaşkanımız, başbakan olarak kalmayı tercih etti. Şu anda da gördüğünüz gibi müthiş şekilde seçilmiş Cumhurbaşkanı. Ondan sonra arkasında AK Parti'nin gücü ve halkın büyük bir teveccühüyle bir Başbakan.
 
 
 
Bu ikili içinde, Türkiye'nin bütün meseleleri konusunda süratli kararlar alınıyor. Şimdi bu seçim de inşallah vatandaşımız bize teveccüh ederse, rızasını bizden yana kullanırsa ben bunu umut ediyorum. Şimdiye kadar gördüğüm, şu ana kadar sokakta gördüğüm, AK Parti'nin hiçbir sorun olmaksızın, şu anki bütün o anket fantezilerinin dışında, bütün siyasi fantezilerin dışında, tek başına iktidar olacağı şeklindedir. Siyasetin yarısı matematik, yarısı kimya. Matematik kısmını Mayıs'ın 15'inden sonra net görürüz. Ama siyasetin kimya kısmına baktığım zaman şunu görüyorum, vatandaş AK Parti'ye şu mesajı veriyor: İşini düzgün yap, çalışmaya devam et, bu memleketi 2023 hedeflerine ulaştır.
 
Bu iletişimde bir sorun olmadığını görüyorum. O yüzden şimdiki anketlerin hepsini herkes bir kenara yazsın. AK Parti ile ilgili olumsuzluk imasında bulunan rakamların her birini, 'şu şirket bunu demişti, bu şirket şunu demişti' diye görelim. İnşallah, şunu söyleyeyim sadece, hepsinin mahcup olacağı bir sonucu biz 7 Haziran'dan sonra göreceğiz. Bundan eminim.”
 
Seçim öncesinde siyasi partilerce açıklanan seçim beyannamelerinde ekonomi vaatlerinin ön planda yer aldığının hatırlatılması üzerine Bakan Ömer Çelik şu yanıtı verdi ve siyasi hayatının ilk döneminde kendisini etkileyen bir olayı anlattı:
 
 
“Sayın Cumhurbaşkanımız, başbakan olduğunda, yabancı devletlere giderken notlar geliyordu. Bu notların çoğu o devletlerle olan siyasi sorunlarımızı içeriyordu. Neredeyse yüzde 99'u bu yöndeydi. Cumhurbaşkanımızın başbakanlığının birinci yılından sonra, notların yarısı ekonomik meseleler olmaya başladı. Şimdi birincisi kendisinin buna verdiği önem, yani ekonomik ilişkilere verdiği önem. Hatta o notların arkasında özel bölümler olurdu, orada iş yapan Türk şirketlerinin sorunlarıyla ilgili. Şimdi ondan önce sanki ekonomi konuşmak ayıpmış ya da Türk şirketlerini savunmak ayıpmış gibi, bu notlar bu şekilde kurgulanıyordu. Orada şöyle stratejik bir şey yapıldı; ekonomik meseleler konuşulmaya başlanınca, aslında bakıldı ki iki sene sonra o ilk baştaki notlara giren yüzde 99'luk sorun alanları kendiliğinden buhar olmuş. Onlarla başka bir zeminde ilişki kurulmuş.”
 
Siyasetin Kimyasıyla Fiziği, AK Parti Tarafından Buluşturuldu
 
“Türkiye'nin içinde siyasi partiler paralel evrende yaşıyordu. Bir takım, 70 sene, 80 sene evvelinin kimlik sorunları, işte Yusuf Akçura'nın devletin kurtulması için ürettiği üç tarzlı siyaset... Temelinde cumhuriyetçilik mi demokratlık mı olacak? Merkez çevre çatışması, modernleşme mi gelenekselleşme mi gibi. AK Parti'nin yaptığı işlerden bir tanesi, siyaseti gerçek hayatın içine sokmak oldu. Siyaset gerçek hayatın içine girdi.
 
 
Burada da şöyle bir tecrübe var tabii, bunun tarihi yazıldığı zaman görülecektir: Aslında Refah Partisi tecrübesi de kimlik siyaseti üzerinden iktidara gelmiş bir tecrübeydi. Ama Cumhurbaşkanımız, belediye başkanlığı döneminde gerçek hayatı yönetti. Üstelik belediye başkanlığını devraldığında, gerçek hayatın en acı sorunlarıyla karşı karşıya kalarak devraldı. Dolayısıyla kadronun, gerçek hayatı yönetme konusunda geçmişten gelen böyle bir birikimi var. Bu doğal olarak sizi şuna götürüyor: Bir yandan Türkiye'nin kimlik sorunlarını yönetiyorsunuz, demokratikleşme meselelerini yönetiyorsunuz. Diğer yandan da ekonomi, kalkınma ve diğer meseleler üzerinde büyük bir performans ortaya koyuyorsunuz.
 
Basit bir rakam ama çarpıcı, 2002'de AK Parti iktidara geldiğinde vergilerin yüzde 86'sı borç ödemeye gidiyordu. Şimdi verginin yüzde 86'sı yatırımlara gidiyor. Bu başlı başına bir devrimdir.
 
 
Mesela bakın, biz gittiğimiz yerde iki şeyi rahatlıkla yan yana konuşabilen bir partiyiz. Hem yeni anayasayı konuşuyoruz hem önümüzdeki dönemde sağlık yatırımlarının nasıl olacağını, milli eğitimde ne yapacağımızı, ulaştırma konusunda ne yapılacağını, bunları da konuşabiliyoruz. Dolayısıyla siyasetin bir bakıma kimyasıyla siyasetin fiziği, AK Parti tarafından buluşturulmuş oldu. Sivil siyaset de bu şekilde yükselince çünkü AK Parti öncesinde siyasi merkez buhar olmuştu. AK Parti, merkezi bu şekilde kurdu. Yani siyasetin hem kimyası, hem fiziği üzerinden kurdu.”
 
İşin Sırrı, AK Parti'nin Klasik Bir Merkez Sağ Parti Olmayıp Yeni Bir Merkez İnşa Etmesinde Yatıyor
 
 
“Şimdi AK Parti, kimlik sorunlarını negatiften alıp pozitif denkleme dönüştürme konusunda CHP'nin elindeki enstrümanı aldı, yani geleneksel merkez solun elindeki enstrümanı aldı. Kalkınmayı da popülizmden çıkararak, ekonomiyi de yapısal alana çekerek, geleneksel merkez sağın elindeki enstrümanı aldı. Böylece başlı başına yepyeni bir merkez inşa etti. Yani işin sırrı, AK Parti'nin klasik bir merkez sağ parti olmayıp, merkez sağ ve merkez solun Türkiye'deki negatifliklerini pozitife çevirerek, yeni bir merkez inşa etmesinde yatıyor.
 
 
Bu saatten sonra hiç kimse, kimlik sorunlarının negatif yapısı üzerinden siyaset yapamaz ve eski popülist ekonomi yaklaşımıyla bu vatandaştan oy isteyemez. Düşünebiliyor musunuz? Yeni iktidara gelmişsiniz ve vatandaş o krizlerde her şeyini kaybetmiş. Tayyip Erdoğan çıktı '3 sene benden bir şey istemeyin!' dedi. Şimdi siz bana söyleyin, bugün siyasi sistem yeniden kuruluyor olsa ve biri çıksa dese ki 3 sene benden bir şey istemeyin. Kaç oy alır? Mesele budur. Bundan sonrasında da rasyonel olmaya mecburlar. Yani AK Parti'nin ortaya koyduğu bu ekonomi yaklaşımı, diğer siyasi partileri o Cem Yılmaz'ın filmindeki paralel evrenden aldı, gerçek hayatın içine getirdi. Bundan sonra derslerini iyi çalışarak gelmek zorundalar.
 
O Mecliste gösterdikleri renkli çizilmiş tablolarla vatandaşı ikna etmenin yolu yok. Adana'da seçim kampanyası yapıyoruz, bir ilçeye gidiyorum, bazı ilçeler Orta Anadolu'daki geçmişte bir ilin aldığından çok daha fazla yatırım almış. En önemli mesele şudur: AK Parti'nin kimlik sorunlarını bitirmesinin yanı sıra vatandaşın gündelik hayatına dokunması, gündelik hayatına dokunarak siyaset yapması.”
 
Dün son kez toplanan Bakanlar Kurulunun ardından, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun kurul üyelerine ve eşlerine verdiği akşam yemeğinin sorulması üzerine Bakan Ömer çok güzel bir akşam olduğunu söyledi.
 
 
“Bakanlar Kurulu, seçim kampanyası yürütüleceği için formel olarak son toplantısını yapmış oldu. Güzel bir yemek ortaya çıktı. Biraz anılar, sohbet... Bizim için de iyi oldu. Seçim kampanyası öncesinde keyifli bir akşam oldu. Tarım Bakanımız Mehdi Bey orada 'Biz, yarıştan sonra da koşan atlarız' şiirini okudu. Dolayısıyla 3 dönemden sonra ne yapacağımızı, o şiir çok iyi anlattı.”
 
İnkar ve Asimilasyon Politikalarının Bitirilmesi ve Devletin Çetelerden Arındırılması, Kürt Sorununun Siyasi ve Sosyal Tarafını Çözmüştür
 
Çözüm Süreci'nin seyri ve başkanlık sistemiyle ilgili soru üzerine Bakan Ömer Çelik, sürecin hem Türkiye Cumhuriyet tarihi hem de bölgesel gelişmeler açısından devrim niteliğinde bir iş olduğunu vurguladı.
 
 
 
“Sürekli olarak askeri güç (hard power). Bunu dış politikada yapamadığımız için içe kapandık. 'Yurtta sulh cihanda sulh'ü yanlış anladık. Misak-ı Milli içine kapanan refleks ürettik. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu gibi meselelerde ülkedeki siyasi aklı işin içine sokan bir çözüm üretmedik. İlk defa, Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde -bence belki de devlet hayatımız açısından da ilktir- böyle bir meseleyi siyasi akılla çözmeye karar verdik.
 
Burada bir takım önemli kavramlar var, bu bazen gözden kaçıyor. Cumhurbaşkanımız, başbakanlığı döneminde şunu söyledi, 'Bu bir müzakere değildir, bir görüşmedir'. Çünkü müzakere iki devlet, iki halk gibi algılar doğuran bir şey. Bir diğer konu, bu barış süreci değildir, burada iç savaş yok. Silahlı bir terör örgütü ve iç savaş, halkın kendi arasında olur. Türkiye öyle bir şey yaşamadı ve yaşamayacak. Silahlı bir terör örgütünün Türkiye'ye karşı eylemleri var. Peki bu gücünü nereden alıyordu geçmişte? AK Parti iktidarından önce gücünü nereden alıyordu? Gücünü devlet içerisindeki çetelerin ret-inkar-asimilasyon politikalarından alıyordu. Şimdi hiçbir şekilde silaha başvurmak, kabul edilebilecek bir durum değildir. Silaha başvuranlara sorduğunuzda, söyledikleri şey şuydu: Ret-inkar-asimilasyon politikaları var, siyasi katılma yolları kapalı ve bunun neticesinde bundan başka yol kalmadı diye Avrupa'ya kendilerini anlatıyorlar.
 
 
İnkar-asimilasyon politikalarının bitirilmesi ve devletin çetelerden arındırılması, Kürt sorununun siyasi ve sosyal tarafını çözmüştür. Geriye silahlı eylem tarafı kalmıştır. Silahlı eylem tarafının, terörist faaliyetinin bitirilmesi için bu görüşmenin yapılması da bizim siyasi tarihimiz açısından atılmış en büyük ve devrimci adımlardan bir tanesidir, bunun altını çizelim.
 
Türkiye'nin 2023 hedeflerini yakalaması açısından, bu çatışmanın sona ermesi açısından, insan kaybının olmaması bakımından ve birilerinin silahlı güçle Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt vatandaşları üzerinde baskı kuramaması bakımından, sürecin işlemesi gerekiyor.
 
İki tür baskı var, burada bir tanesi 'JİTEM' diye bahsedilen devlet içerisindeki çetelerin baskısı, bir de silahlı örgütün baskısı. Şimdi bu taraf bitirildi ama ret-inkar-asimilasyon politikaları örgüt tarafından devam ediyor.
 
‘Makbul Kürt kimdir, makbul Kürt kim değildir’ politikası yürütüyor. Zaten seçim kampanyasında da görülüyor, saldırılara başladılar. Ağrı'da gördük, Kobani'de gördük. Şimdi burada dünyadan farklı durumumuz var. Dünyada siyasi partiler işin tepesindedir, örgüt alt taraftadır. Bizde ise siyasi parti işin alt tarafındadır, örgüt tepesindedir. O zaman siyasi parti kendisinden beklenen işlevi tam üretemiyor, melez bir siyaset güdüyor. 6-8 Ekim olaylarından önce Cumhurbaşkanı adayı olduğu zaman, sanki Kanada'da liberal bir partinin başkanı gibi müthiş bir söylem tutturuyor ama 6-8 Ekim olaylarının hemen öncesinde, bu sokak eylemlerini tetikleyecek kadar da örgütün sözcülüğüne yakın bir üslup kullanıyor. Radikal demokrasiyle silahlı örgüt pratiği arasında merkezi bir siyaset oluşturuyorlar.
 
 
Bu hepimizin meselesi Türkiye'de herkesin meselesi, bu meselenin ucundan tutan herkes, ülkeye olan borcunu öder. Şu anda Türkiye'ye olan borcunu ödemeyen iki tane parti var, CHP ile MHP. Çünkü meseleye hiçbir katkıları yok, sadece engelleme konumunda duruyorlar. HDP ise gelgitler yaşıyor. Bu sadece Kürtlerin meselesi de değil, Boşnak'ın, Çerkez'in, herkesin meselesi. Bu bakımdan bu devam edecek ama zaman zaman duraklama oluyor. Bu mekanik bir olay değil, sürekli 60 kilometre hızla gidecek bir olay değil. Biz devletin niteliği ya da milletin kimyası üzerinden bir pazarlık yürütmüyoruz.
 
Zaman zaman iki toplum, iki halk gibi bir noktaya getirilmeye çalışılıyor, ona tepki veriyoruz. Tabii ki Türkiye'nin meşru mekanizmalarına, meşru cumhurbaşkanlarına ve başbakanına karşı kabul edilemeyecek üslup kullandıkları zaman, bunlara tepki veriyoruz ama esas mesele bu büyük şeyin sona ulaştırılmasıdır. İnşallah bunu, çokta uzak olmayan bir zamanda bunu göreceğimizi ümit ediyorum.”
 
Başkanlık Sistemi Demokratik Perspektifin Dışında Bir Şey Değil
 
Bakan Ömer Çelik, bir gazetedeki, "başkanlık sisteminin kuvvetler ayrılığı ilkesini bertaraf edeceği" iddiasını da değerlendirdi.
 
 
“Başkanlık sistemini demokratik perspektifin dışında bir şey değil. Türkiye'de tartışılması gereken şey, bizim kuvvetler ayrılığı açısından ihtiyaç duyduğumuz, Türkiye'de demokrasinin kurumsallaşması açısından ihtiyaç duyduğumuz, devletin etkin ve verimli işlemesi bakımından ihtiyaç duyduğumuz bir düzenlemeyi yaparken nasıl bir başkanlık sistemini tartışmalıydık, nasıl bir parlamenter sistem onu tartışmalıydık.
 
Onun yerine, başkanlık sistemi olsun diyenlerle olmasın diyenler arasında bir tartışmaya dönüştü. Biliyorsunuz uzlaşma komisyonuyla ilgili bizim parti de benim başkanlığımda yürüyen bir anayasa komisyonu vardı. Biz o zaman başkanlık sistemi önerisini verdik, yani partinin resmi pozisyonudur, başkanlık sistemi. Ben arkadaşlara şunu da söyledim; başkanlık sistemini diğer partiler benimsemiyorsa, şunu gözlemleyin hakikaten parlamenter demokratik sistem bakımından çağdaş standartlara uygun teklifler getiriyorlar mı? Türkiye'de söylenen büyük yalanlarda birisi de 'Türklerin çok iyi bir parlamenter geleneği var, işte bu birikimi heba etmeyelim.' sözüdür.
 
 
Parlamenter sistemin ilk olarak 2002'den itibaren AK Parti döneminde iyi işletildi.Ondan da rahatsız olup kapama davası açtılar. Birisi parlamenter sistemin daha iyi olacağını düşünebilir, o zaman getirdikleri teklife bakalım. Ben o teklifleri incelediğimde çağdaş standartlarda bir teklif görmedim. Tam tersi, biz yeni Türkiye'nin ilk anayasasını yapmak isterken, onlar eski Türkiye'nin son anayasasını yapmak üzere gayret sarf ediyorlardı. Hala statükoyu koruma refleksi vardı. Dolayısıyla burada, Türkiye'de biz niye bunu tartışıyoruz? AK Parti olarak biz bunu niye gündemimize aldık? Meclis'te 12-13 yıldır ülkeyi yönetiyoruz. Verimliliğin nerede tıkandığını, aksadığını görüyoruz. 2023 hedeflerine ulaşabilmek için ihtiyacımız olan mekanizmaları görüyoruz.”
 
Bugünkü Parlamenter Sistem İçerisinde CHP'nin İktidar Olma Şansı Yok
 
“CHP'nin başkanlık sistemini kabul etmemesini neye bağlıyorsunuz" şeklindeki soru üzerine Bakan Ömer Çelik, bugünkü parlamenter sistem içerisinde CHP'nin iktidar olmaşansının olmadığını belirtti.
 
 
“Başkanlık sistemi gibi bir şey söz konusu olsa belki ittifaklarla böyle bir şey söz konusu olabilir. Gerçekten Türkiye'yi yönetmek cesaret ister. Bir sürü söyleyecek sözünüz olacak, bu sözlerin Türkiye'nin içinde ve dünyada bir karşılığı olacak, bir güven duygusu oluşturacak ve bu çerçevede siz halktan onay alacaksınız. Benim CHP'de gördüğüm şey halkı laiklikle korkut, yüzde 15'i al. Bir tarafta rahat bir muhalefet olarak yaşa, kimsenin bir beklentisi yok. Onun görevi halka umut vermek, ülkeyi yönetmek değil, onun görevi korkutmak, korku üzerinden belli bir oy potansiyelini elinin altında tutmak. Şimdi işleri daha zor, kimlik siyaseti üzerinden halkı korkutacağı bir yerde değiliz.
 
AK Parti Türkiye'nin yönetim standartlarına bir şeyler getirdi. Artık kimse bu kimlik korkularını ciddiye almıyor. Ya da geçmişte yaptığı gibi laiklik meselesi üzerinden kriz çıkarmasına imkan verilecek bir sistem ve ortam kalmadı. CHP'nin şimdiki hali bir siyasi parti olmaktan çok, geçmişin acısını ayakta tutmaya çalışan bir siyasi dernek gibi davranıyor. Kendine güvenen siyasi parti rekabetten güç alır. Çok isterdim ki bizim sıkletimizde bir siyasi parti olsun ve biz onunla rekabet içeresinde halkın önüne çıkalım. Bu rekabet içerisinde bir yarışla hem biz kendimizi daha zinde tutalım, hem de onlar halka umutla, vizyonla siyaset yapsınlar. Çünkü demokrasinin olması için sivil siyasetin olması gerekir. Halkın özne olması için de siyasetin standartlarının yüksek olması gerekir.”
 
Paralel Yapıyla Mücadele
 
Bakan Ömer Çelik, kendisine yöneltilen soru üzerine "Paralel Yapı" ile mücadele kapsamında açılan davanın tutuklularının tahliyesi kararına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
 
 
“Yetkisi olmayan bir mahkeme, gazetelerde okuduk senaryosunu, katibinçağrılmasından odanın kilitlenmesine kadar, bir sürü şey yapıyorlar. Mahkeme hakimininyaptığını desteklediğini söyleyenler, şunu da açık açık yazıyor; 'Siz ne derseniz deyin, dış dünya ayrıntılara bakmaz. Mahkemenin sonuçlarına bakar. Önemli olan psikolojik ikilimin değişmesi’ diyorlar. Benim de bu itiraf çerçevesinde bir tespitim var. Türkiye’nin içinde bunun herhangi bir şekilde olumlu karşılık bulmayacağını biliyorlar ama bunu neden yapıyorlar, dış dünyada 'böyle bir mahkeme kararı çıktı ama hükümetin girişimiyle engellendi' havası yaratıyorlar. Burada da bir ihanet var. 17-25 Aralık püskürtüldükten sonra tüm enerjilerini Türkiye’nin dış dünyadaki imajını ve kredisini bozmaya yönelik harcıyorlar.
 
 
Bu disiplin cezası gerektiren bir işlemin ötesinde, ceza davası gerektiren bir işlem. Ben bunun bir başka boyutunun da şu olduğunu düşünüyorum; evet, artçı deprem ama son 2-3 ay içinde tespit ettiğimiz seçime yönelik istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerin de bir parçası. Bu yapının çok enteresan bir özelliği var. Bu yapı birden çok sim kart taşıyan telefon teknolojisine benziyor. Bundan kim bir hizmet isterse, bu hizmet kendisinin bir şekilde işine yarayacaksa, hemen o sim kartı takıyor ve cihaz o şekilde çalışıyor. Dolayısıyla çok yönlü bir şey.
 
Buradaki psikolojik harp taktiğine dikkat etmemiz lazım. İşin ürkütücü tarafı bu. Bu kadar planlama, psikolojik harp taktikleri açısından bu kadar ince çalışılmış bir şey, eylemler zinciri, 17-25 Aralık dahil o günden bugüne gelen, bu son olayı da kapsayan aslında Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ve hala zinde olduğunu gösteriyor.”
 
KPSS Meselesi, Milli Vicdanı, İnsanların Duygu Dünyasını En Çok İncitecek Mesele
 
Bakan Ömer Çelik, KPSS soruşturmasıyla ilgili soru üzerine, Türkiye'nin kurumsal standardının yüksek olduğu işlerden birinin sınav yapabilmek olduğunu hatırlattı.
 
 
“Hakikaten de bu sınavlara güvenilirdi. Uzun müddet boyunca da sağlıklı sınavlar yapıldı. Zaten dikkat edilirse işin içinde bir anormallik olduğu belli. Bu yapının Türkiye nüfusu içinde karşılığıyla devlet içindeki karşılığı arasında orantısızlık var. Türkiye nüfusu içindeki karşılığına göre devlet içindeki karşılığı obez. Bu kadrolaşmanın sağlanabilmesinde bir anormallik olduğu zaten görülüyor.
 
 
KPSS meselesi, milli vicdanı, insanların duygu dünyasını en çok incitecek mesele. Bu büyük vicdansızlık ama zaten bu böyledir. Siz Türkiye'de bu şekilde bir örgütlenme içinde olursanız, başkalarının haklarını gasbederek, en sonunda seçilmiş hükümeti devirmeye kadar gidecek bir çaba içinde olursanız, zaten buraya kadar gelmenizin bir parçasıdır. Bunlar çok vahşice işlere, çok yanlış işlere imza attılar ama en can acıtanlardan birisi budur. Normal, sıradan vatandaşın kendi emeğiyle elde etmek istediği bir sonucu çalıyor, insanların geleceğini çalıyor. Geriye dönük olarak bunu telafi edecek mekanizma yok.”
 
 
 
(29.04.2015)
 
  • 37
  • 02
  • 03
  • 04
  • 05
  • 06
  • 07
  • 08
  • 09
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
  • 14
  • 15
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
  • 25
  • 26
  • 27
  • 28
  • 29
  • 30
  • 31
  • 32
  • 33
  • 34
  • 35
  • 36
  • 01